Click on the slide!

SGK'dan Eczacılara 2010'da Fesih Uyarısı

Veri Bank >> Ekonomi Haberleri

Sevgilimin haberi

SGK, Türk Eczacılar Birliği İle Olan Protokolü İptal Etti. SGK iptal kararının ardından yaptığı açıklamada eczaneler ile…

Devamı...
Click on the slide!

Frontpage Slideshow is Search Engine Friendly!

Image taken from the "Invaders"

Unlike Flash based slideshows, Frontpage Slideshow uses unobtrusive javascript and some CSS wizardry only. The content of the slides is…

Click on the slide!

Slide linked to content item

Image taken from the movie "The Kingdom"

This slide is linked to a regular URL. If you click on it you'll get redirected to the main JoomlaWorks…

Click on the slide!

İş Klavuzu

Image taken from the movie "Transformers"

This slide is linked to a Joomla! menu item. Click on it and you'll get redirected to the article "What's…

Devamı...
Frontpage Slideshow (version 2.0.0) - Copyright © 2006-2008 by JoomlaWorks
Reklam

Ekonomi Haberleri

İnsanlığın başlangıcından      bu   yana    her   dönemde yoksulluk     tüm    ulusların   sorunu olmuştur. Tanımları boyutları ve çözüm yollarıyla son yıllarda toplumların gündemindeki en    önemli     konularından      biri   haline   gelmiştir. Yoksulluk      sorunu,     az   gelişmiş  veya gelişmekte      olan   ülkelerde    olduğu    gibi   mutlak    ve   sürekli   olmamakla      birlikte,  gelişmiş ülkelerde de yerel ve kısmi olarak kendini göstermektedir. En genel anlamıyla yoksulluk, bireylerin beslenme, barınma, eğitim ve sağlık gibi temel gereksinimlerini karşılayamama veya     toplumsal    standartların     gerisinde    kalma    ya   da  yaşamın     gerektirdiği    imkânlardan yoksun   olma   durumu   olarak   tanımlanmaktadır.   Dünya   bankası  günlük   yoksulluk   sınırını 1,25 dolar olarak belirlemiştir ve bu rakama göre dünyada yoksulluk içinde yaşayan insan sayısının   1,4   milyar   olduğu   tahmin   edilmektedir.   Ülkemizdeki   istatistiklere   baktığımızda ise,   2006   yılında   Türkiye’de   fertlerin   yaklaşık   %0,74’ü   yani   539   bin   kişi   sadece   gıda harcamalarını   içeren   açlık   sınırının,   %17,81’i   yani   12.930   bin   kişi   ise   gıda   ve   gıda   dışı harcamaları   içeren   yoksulluk   sınırının   altında   yaşamaktadır.   Bütün   bu   rakamlar   dikkate alındığında      diğer    dünya    ülkelerinde     olduğu     gibi   Türkiye’de     de   yoksulluğu      azaltma stratejileri her bakımdan büyük önem taşımaktadır.

Herkes gibi yoksulluk içinde yaşayan insanlarda işlerini   yürütmek,   mal   varlığı sahibi olmak, gerekli tüketimi yapmak ve kendilerini risklere karşı korumak için para biriktirir, harcamalar       yapar,   borç   para   alırlar.   Kısacası   bir   dizi   finansal   araca   ihtiyaç   duyarlar.

Yoksul insanlara sunulan finansal hizmetlerde maliyet, risk ve uygunluk anlamında ciddi sınırlamalar vardır. Çok kısa vadeler ve teminat zorlukları bankalardan kredi kullanımını zorlaştırmaktadır. Bu   sorunların     varlığı   göz    önünde     bulundurularak       aşırı  yoksulluğu ortadan     kaldırabilmek,      kadınları    güçlendirebilmek,        fakirinde   fakiri    kategorisindekileri ekonomiye kazandırabilmek ve geleneksel bankacılık sisteminde finansman imkânlarından yararlanamayan, gelir seviyesi çok düşük kişi ve kurumların finansmanı ve desteklenmesi adına   çeşitli   yaklaşımlar   geliştirilmelidir.   Mikrofinans,   bu   amaçla   geliştirilmiş,   dünyanın 175   ülkesinde   uygulanmakta   olan,   en   başarılı,   yaygın   ve   etkin   yaklaşımdır.   Mikrofinans düşük   gelirli   kişilere,   kredilerin,   tasarrufların   ve   diğer   temel   finansal   hizmetlerin   temin  edilmesi     anlamına    gelmektedir.   İş yapma       fikri  olup,  küçük   bir  başlangıç    sermayesine ihtiyacı olan yoksullara imkân verilmesi projesidir.

 

Mikrofinans Kavramı

Günümüz       dünyasındaki     önemli    sorunlardan    biri olan    yoksulluk    ve  bununla    nasıl mücadele   edileceğine   dair   çözüm   arayışları   mikrofinans   projesini   gündeme   getirmiştir.   Mikrofinans, kalkınma politikalarının bir aracı olarak karşımıza çıkmaktadır. Mikrofinans sistemine   göre   insanların   yaratılıştan   gelen   kabiliyetleri   vardır   ve   bu   kabiliyetlerinin   işe dönüştürülebilmesi   için   itici   bir   güce   ihtiyaçları   vardır.   Bu   güçte,   küçük   sermaye   olan mikrokredidir. İşsizin ve fakirin sahip olamadığı en önemli unsur sermayedir. İşsizliğin ve yoksulluğun      azaltılması   için;  uzun   vadede    ve  makro    politikalar   sonucu,    yatırımların, üretimin ve ihracatın arttırılması gerektiğini herkes biliyor. Ancak bu yeterli olmamaktadır.


Bunlara   ilave   olarak   mikro uygulamalara   da   ihtiyaç   vardır.   Makro   alandaki   kalkınma   ve fakirlikle mücadele stratejilerinin aksine; mikrofinans, hâlihazırda büyük bir kısmı tüketim
toplumu içerisinde bulunmanın dahi çok gerisinde olan en fakir kesimi, üretim sürecinin
aktif üyeleri haline getirerek hem yoksullukla mücadelenin etkin bir biçimde sağlanması
hem   de   topyekun   kalkınmanın   başarılması   amaçlarına   birlikte   hitap   eden   bir   sistemdir.


Birleşmiş Milletlerin hedeflerinden biri olan yoksulluğun 2015 yılına kadar %50 azaltılması çerçevesinde en etkin metotlardan olan mikrofinans, dünyanın çeşitli yerlerinde uygulanmaktadır. Bangladeş, Brezilya ve bazı başka ülkelerdeki ilk denemeler 30 yıl kadar daha   geriye   gitmesine   rağmen,   mikrofinans   uygulaması   1980’li   yıllarda   yaygınlaşmaya başlamıştır.


Türkiye'de      ki uygulaması ise 18 Temmuz 2003 tarihinde Diyarbakır'da gerçekleştirilmiştir. Mikrofinans projesi,   toplumun     en  fakir   insanlarına   kredi   vererek,   onların   iş  kurmalarını   sağlama amacını güden bir yoksullukla savaşım projesidir. Proje, öncelikle sermayesi olmayan aşırı yoksul     kadınların     kendi    kendilerine    gelir   getirici   faaliyette   bulunmalarını      sağlamak amacıyla   küçük   bir   sermaye   verilmesinden   oluşmaktadır.


Dünyanın      temel bankacılık   ilkesi  şöyledir: “Ne   kadar   paran varsa,   o   kadar   para   alırsın”   ve   “Paran   yoksa para   alamazsın”.   Ahlaki   ve   hukuki   olmak   kaydıyla;   “Daha   fazlaya   sahipsen,   daha   fazla elde   edebilirsin”   prensibi   yanında,   “Ne   kadar   aza   sahipsen   o   kadar   daha   fazla   önceliğin olacaktır”   prensibi   de   uygulanmalıdır.   Bankalar        belki    de   istemeden     bir   sınıf   insanı kredi   verilemez olarak      tanımlamaktadır. Gelir durumu iyi olmayanların bankalardan kredi almaları     imkânsız      denilebilecek     seviyededir.      Mikrofinans      sistemi    temel    bankacılık ilkesinin tam tersine gelir durumu iyi olmayanlara ve yoksullara ihtiyacı olan parayı temin ederek  iş  açma  olanağı  sağlamaktır.


Mikrofinans   sistemi   ile   kişiye   yemesi   için   bir   balık   verilmemekte,   onlara   nasıl   balık tutulacağı   da   söylenmemekte,   balık   tutması   için   ağ veya   kayık   kiralaması   veya   alması sağlanmaktadır. İnsanların yaradılışında bir kabiliyetlerinin olduğunu kabul eden küçük kredi sistemi, insanlardaki atıl kapasitenin açığa çıkarılmasında ve bu kapasitenin maksimum verimlilikte kullanılmasında önemli bir rol oynamaktadır. Mikrofinans uygulamasında kadınlara öncelik verilmektedir.


Bu program, kadınların ve ailelerinin    güçlenmesine      de   katkıda   bulunmaktadır.      Mikrofinans      projesi  ile  kadınların, eline en ufak bir fırsat geçtiğinde, yoksulluktan kurtulmak için nasıl                 mücadele verdikleri kanıtlanmıştır. Mikrofinans sadaka değil, diğer insanların sahip olduğu hak ve hizmetlerin aynısını düşük gelirli insanlara da ulaştırmanın bir yoludur. Bir anlamda, yoksul insanların sorun   değil,   çözüm   olduğunun   hatırlatılmasıdır

Gerek   reel   sektörde,   gerekse    finans   sektöründe     etkinliğin   sağlanması   ve ölçülmesi konuları, Türkiye’de son yıllarda önem kazanmaya başlamıştır. 1980’lere kadar   etkinlik   düşüncesi   kârlılığa   oranla   ihmal   edilmiş ve   kârlılık   rekabetin   itici unsuru     olarak    kabul   edilmiştir.

Özellikle    ekonomide      liberalleşme     eğilimlerinin gelişmesi sınai kuruluşlar gibi finansal kurumların da rasyonelleşme doğrultusundaki atılım   ve   girişimlerini   arttırmış,   bunun   rekabet   gücü   ve   etkinlik   üzerindeki  etkileri daha     yakından     ve   duyarlılıkla    izlenir   olmuştur.    1980    sonrası    dışa   dönük    bir ekonomik       büyüme     modelinin     benimsenmesi,       ülkeleri   doğal    olarak   küreselleşme olgusunun içine çekmiştir. Bu durum ise etkinlik konusunun gerek sistemin bütünü, gerekse sistemi oluşturan kuruluşlar açısından hayati önem kazanmasına yol açmıştır.


Teknolojik   gelişmeler   neticesinde,   işletmelerde   daha   önceleri   temelde   yer alan pek çok problem hızla aşılmış ve son zamanlarda etkinlik ve verimlilik konusu ön    plana   çıkmıştır.    Yaşanan     rekabet,    işletmeleri   kaynaklarını     en   etkin  şekilde kullanmaya       zorlamıştır.   Bunu     sağlamak     için  işletmelerin    rekabet   ettikleri  sektör içinde    performanslarını      göreli   olarak   değerlendirmeleri      ve   etkinlik   sınırında   yer almak için referans almaları gereken işletmeleri belirlemeleri gerekmektedir.


Özellikle günümüzde var olan rekabet, firmaları kaynaklarını optimal, başka bir   ifade   ile  en   etkin   şekilde    kullanmaya      itmektedir.    Dönemsel       olarak   firma yöneticileri firmanın hedeflenen planlarından sapmaları belirlemek, rakiplerine karşı piyasadaki      konumunu       görmek      amacı    ile   ölçümlere     ve   değerlemelere       ihtiyaç duymaktadırlar.   Tabiî   ki   bunun   yapılabilmesi   için   firmaların   faaliyet   gösterdikleri sektör   içinde   performanslarını   göreli   olarak   değerlendirmeleri   ve   etkinlik   sınırında yer    almak   için   referans   almaları   gereken    firmaları   belirlemeleri    gerekmektedir.

Etkinlik    ve  verimlilik   gibi   kavramlar,    kaynakların     sınırlı  isteklerin  de sınırsız   olduğu    bir  dünya    da   her  zaman     önemli    olmuş  ve    olmaya    da   devam edeceklerdir. Mal ve hizmet üretiminin mutlaka bir emek sonucu gerçeği düşünülürse kaynakların sınırlı olmadığı düşsel dünyada bile etkinlik ve verimlilik kavramlarının insan    yaşamındaki     önemi    ihmal   edilemez. Bu   nedenle    bireylerden    kurumlara    ve siyasal    karar   düzeneklerine      kadar   herkesin    verimlilik    bilincine   sahip    olması, verimlilik     bilincinin   yaygınlaştırılması      ve   bu   bilincin   gerektirdiği    koşulların sağlanması için çaba göstermesi önem taşımaktadır.

Verimlilik   veya   üretkenlik   en   basit   tanımıyla   çıktının   girdiye   oranıdır.   Bu çerçevede verimlilik kavramı göreli bir kavram değildir. İncelenen karar birimlerinin verimliliklerini    birbirinden    bağımsız    olarak   ölçme    imkanı    vardır.


ETKİNLİK KAVRAMI

Değişme      hızı   giderek    artan   dünya    ekonomisi,      bir  taraftan,   işletmeleri
kendine   uymaya   ve   sürekli   yenilik   yapmaya   zorlarken,   diğer   taraftan,   yoğun   bir rekabetle     karşı   karşıya    bırakmaktadır.      Karmaşık      hal   alan   rekabet    ortamı    ise işletmeleri      kaynakları     etkin   şekilde      kullanmaya       zorlamaktadır.      Bu     gerçek doğrultusunda,   günümüz   yöneticileri,   rekabet   ettikleri   sektör   içindeki   konumlarını göreli olarak değerlendirmeye çalışmaktadırlar.

Üretim,    girdilerin    çıktılara   dönüştürülme       sürecidir.    Bu    sürecin    etkin
olabilmesi,     mevcut    teknoloji    kullanılarak   belirli   bir   girdi   bileşimi  ile   maksimum çıktının   elde   edilmesine  veya   belirli   bir   çıktı   bileşiminin   en   az   girdi   kullanılarak üretilmesine   bağlıdır.   Eğer   çıktılardan   bir   kısmını   girdileri   sabit   tutarak   artırmak olanaklı   değilse,   bu   üretim   sürecinde   savurganlık   yoktur.   Savurganlığın   olmaması “teknik etkinlik” kavramı ile ifade edilmektedir. Verimlilik ve etkinlik kimi zaman birbiri   yerine   kullanılsa    da  taşıdıkları   anlam    itibari  ile  çok  farklıdır.  Verimlilik, toplam   çıktının   toplam   girdiye   oranı   olarak   ifade   edilmektedir   ve   etkinlikten   daha sınırlı bir anlam taşımaktadır.

Firma    etkinliğinden     bahsedildiğinde,     genel    anlamda,    tüketilen    girdilerin
olabildiğince      çok    çıktı   üretme     başarısı    olarak    anlaşılmaktadır.      Farklı   firma politikalarının     etkinlik   açısından     sonuçlarını    değerlendirebilmek        için,  etkinliğin gözlenmesi, dolayısıyla ölçülmesi gerekmektedir. Geleneksel etkinlik ölçümü, ileride incelenecek olan, üretim sınırının veya etkin üretim fonksiyonu “production frontier” veya     “efficient   production     function”    varsayımı    altında    yapılmaktadır.     Diğer    bir deyişle firmanın gözlenen performansı, mutlak (veya mükemmel) etkinlik standardı ile  kıyaslanmaktadır. Kullanılan standarda bağlı olarak, etkinlik ölçümlerinin farklı sonuç vermesi kaçınılmazdır. Bu bağlamda etkinlik standardının, veya etkin üretim fonksiyonun doğru bir şekilde belirlenmesi önemlidir.


Etkinlik, hedeflere ulaşma derecesi ve bir çalışmanın arzulanan etkisi ile gerçekleşen etkisi arasındaki ilişkidir. Teorik   olarak   ulaşılabilen   mutlak   etkinlik   standardı   olarak   alınması   doğal bir   sonuçtur.   Mühendislik   uygulamalarında   teorik   hedeflerin  ortaya   konulabilmesi karmaşık bir organizasyon olarak firma için aynı yorumu yapmak zordur. Bu şartlar altında   kıyaslamanın   kesin   olarak   belirlenemeyen   teorik   fonksiyon   yerine,   mevcut uygulamalar   göz   önünde   bulundurularak,   en   iyi   uygulamalarla   kıyaslanması   daha anlamlıdır.      Teorik    üretim    fonksiyonları,     tam    olarak    belirlenebilmeleri      halinde, etkinlik standardı olarak kullanabilirler. Hatta bu fonksiyonların ifade edilebilmeleri halinde      getirecekleri      çeşitli    avantajlar     bulunmaktadır.       

Etkinlik en genel anlamı ile örgütün gerçekleştirmeyi amaçladıkları ile elde ettikleri   arasında    yapılan    bir  karşılaştırmadır .    Etkinlik    kavramı, ulaşılacak bir çıktı hedefi, yeni bir performans standardının başarılması ya da bütün kısıtlamalar kaldırıldığında olanaklı olan ideal potansiyeli içeriri.

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abuzer Kendigelen yeni TTK hakkında çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Yeni Türk Ticaret Kanunu'nun öncekinden 80 madde daha fazla olduğuna dikkat çeken Kendigelen, önceki kanunun bin 475, yeni kanunun ise yapılan değişiklerle birlikte bin 535 maddeden oluştuğunu kaydetti. Yeni kanunda 600 yeni hükmün bulunduğu ifade eden Kendigelen, eski kanunun 5 ayrı kitaptan oluştuğunu fakat yeni düzenlemelerle bu sayının 6'ya çıktığına işaret etti. Yani bu kitaplara ek olarak Taşıma Hukuku bağımsız ve özel bir kitap olarak yerini aldı. Abuzer Kendigelen'in verdiği bilgiye göre 685 maddenin de sadece dili daha anlaşılır bir hale getirilmek suretiyle güncelleştirildi. Geriye kalan 250 civarında madde ise yeniden kaleme alındı veya değiştirildi.

Getirilen yeni düzenlemeyle tek kişi anonim ve limited ortaklığına imkan tanıyor. Bu en göze çarpan değişiklik olarak öne çıkıyor. Çünkü daha önceki düzenlemeye göre limited şirket kurabilmek için en az 2, anonim şirket kurabilmek için ise en az 5 ortağın bir araya gelmesi gerekiyordu. Böylece AB müktesebatına uygun bir değişiklik yapılmış oldu.

BAĞIMSIZ DIŞ DENETİM
Ayrıca, anonim şirketlerde bugüne kadar iç denetim söz konusuydu ve sağlıklı bir denetim yapılıp ilgililer yeterince bilgilendirilemiyordu. Değişiklikle bunun yerin 'bağımsız dış denetim' getirildi. Bu düzenleme azınlık ortaklıklar için çok büyük öneme sahip. Çünkü bilgi paylaşımı daha sağlıklı bir zemine oturmuş oluyor. Devlet için de, vergi denetimi anlamında, artı bir değer. Kısacası tüm ilgililer açısından şeffaflaşma anlamında önemli bir düzenleme.

İNTERNET SİTESİ KURMA ZORUNLULUĞU
Bu düzenlemlerle profesyonel yönetim anlayışının şirketlere yansıtılması hedefleniyor. Şu aşamada yaklaşık 100 bin anonim, 1 milyon anonim şirket sayısı olduğu düşünüldüğünde bu şirketlerin kendilerin çeki düzen vermesi gerekecek. Ve bu kadar sayıdaki şirketlerin de 'internet sitesi' kurması ve kamuoyunu aydınlatması zorunlu hale gelecek. Özellikle tasarının 1524'üncü maddesi her sermaye şirketinin (anonim, limited) bir internet sitesi kurmasını ve öngörülen hükümleri paylaşmasını içeriyor. Tabi, ticari sır niteliği taşıyan bilgiler paylaşım dışı kalacak.

İNTERNETTEN YÖNETİM KURULU TOPLANTISI
Prof. Dr. Kendigelen'e göre elektronik işlemler ticari hayatımızın vazgeçilmezi olacak. Yani bazı ihbarların elektronik ortamdan gönderilmesinin yanısıra elektronik ortamda genel kurul ve yönetim kurulu toplantıları da yapılabilecek. Ve bu toplantılarda bağlayıcı kararlar alınması söz konusu olabilecek.

BORSA ŞİRKETLERİ ZORUNLU OLACAK!
Pay senetleri borsaya kote olmuş şirketler de elektronik ortmda genel kurul yapılması zorunlu hale geliyor. Yani milyonlarca ortak bir mekana gitmek zorunda kalmayacak ve internet ortamında oy haklarını kullanabilecek. Bu hükme aykırı davranan yöneticiler hakkında da 6 aya kadar hapis veya 100-300 bin TL arasında adli para cezasıyla yargılanabilecek.
Kısacası ihbarlar, itirazlar, faturalar, teyit mektubu, toplantı çağrıları vb. elektronik ortamdan yapılabilecek.

SİGORTA POLİÇELERİ
Sigorta poliçeleri de artık elektronik ortamda güvenli elektronik imza ile yapılabilecek.

TİCARİ SİCİL BANKASI GELİYOR
Diğer ve en önemli düzenlemelerden bir tanesi ise Ticaret Sicil Gazetesi'nin elektronik ortama taşınıyor olması. Böylece artık yüzlerce sayfalık fiili gazete yerine aranılan bilgilere hemen ulaşılabilecek bir elektronik bilgi bankası oluşacak. Bu şekilde ticari aktörlere ilişkin bilgilere elektronik ortamda 'ticari sicil bilgi bankası' aracılığıyla rahatlıkla ulaşılabilecek.

HOLDİNGLERE ÖZEL HÜKÜM

Bu tasarı ile şirketler topluluğuna (Holding) yönelik özel hükümler getirildi. SPK'dan izin almaksızın halktan ortaklık vaadiyle para toplamak cezai müeyyideye bağlandı.

Bu kapsamda ticaretle ilgilenen herkes bu değişikliklere uyum sağlamak için hem çaba, hem para hem de zaman harcamak zorunda kalacak. Sonuç itibariyle 55 yıllık hantal yapıyı ortadan kaldıracak yeni düzenlemeler gelecek.

"Buna karşılık kabul edilen hükümlere anlam vermek için 5-10 yıl zaman gerekecek" diyen Prof. Dr. Abuzer Kendigelen, uygulamada bazı sorunların da yaşanabileceğine dikkat çekti. Bu sorunların da yorum farkından kaynaklanabileceğinin altını çizen Kendigelen, şöyle devam etti:
"Bu Ticaret Kanunu 2005'te Meclis'e gönderildi, 2007'de Adalet Komisyonu'ndan geçti. Yıl 2011! Tasarı durduğu yerde eskidi. Aradan geçen 6 yılda AB müktesabatına uyum sağladığı düşünülen değişiklikler tasarıya yansıtılmadı. Umarım bu değişiklikler yapılır ve eksiklikler giderilir.
Hepimiz, gerek hukukçular ve ticari kesim önce bu hukuku öğrenmeye çalışacağız sonra uygulama safhasını çözeceğiz. Tabi bunun içinde uzun bir zaman gerekiyor. Herkesin bu değişikliğe bir an önce adapte olmalı. Artık ticarette yeni bir sayfa açılıyor."

"ÇOK YETERSİZ"
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erdoğan Moroğlu ise yapılan değişikleri yetersiz buluyor. Yeni düzenlemerin birçok aksak tarafının olduğuna işaret eden Moroğlu, "Nasıl oluyor da akşamdan sabaha bu kadar kapsamlı bir kanun çıkabiliyor" diyor. En az 300-400 maddede aksaklıkların bulunduğunu kaydeden Pro. Dr. Moroğlu'na göre bu maddeler çelişkilerle dolu ya da yetersiz ifade içeriyor. Moroğlu, yazdığı bir kitapla bu düzenlemelere ilişkin aksaklıklara dikkat çekmiş. Ve bunun üzerine 100 madde üzerinde yeterli olmayan fakat gerekli değişikler kısmen yapılmış. Fakat Moroğlu'na göre daha düzeltilmesi gereken onlarca madde bulunuyor.

Moroğlu'nun verdiği bilgilere göre, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı T.C. Adalet Bakanlığı’nca 8 Aralık 1999 tarihinde oluşturulan Ticaret Kanunu Komisyonu tarafından beş yıllık bir çalışma sonucunda hazırlanmış ve 24 Şubat 2005 tarihinde kamuoyunun değerlendirmesine sunuldu. Tasarı, "Başlangıç" hükümlerini takiben sırasıyla "Ticari İşletme", "Ticaret Şirketleri", "Kıymetli Evrak", "Taşıma İşleri", "Deniz Ticareti" ve "Sigorta Hukuku" konularını düzenleyen altı kitap ile "Son Hükümler"den ve toplam 1535 maddeden oluşuyor.

2005 yılı Şubat ayı sonunda Kamuoyuna açıklandıktan sonra, yapılan yoğun eleştiriler üzerine, Tasarı’nın birçok maddesi Türk Ticaret Kanunu Komisyonu’nda, TBMM Adalet Alt Komisyonu'nda ve Adalet Komisyonu’nda düzeltilmiş veya değiştirilmiş olmasına karşın, Tasarı, hâlâ dil ve ifade, sistematik ve içerik bakımlarından çok önemli hatalar, yanlışlar ve yetersizlikler içeriyor.
Türk Ticaret Kanunu Tasarısı hazırlanırken Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ile dil, sistematik ve içerik bakımlarından uyumlu ve yeterli bir düzenleme yapılmamış.

"HÜKÜMLER YER DEĞİŞTİRMİŞ"
Türk Ticaret Kanunu Tasarısı'nda yeralması gereken bir kısım hükümler Borçlar Kanunu Tasarısı’nda ve Borçlar Kanunu Tasarısı’nda yeralması gereken bir kısım hükümler de Türk Ticaret Kanunu Tasarısı'nda yer almış. Ortak konularda da uyumlu ve yeterli düzenleme yapılamamış.  Sermaye Piyasası Kanunu ile yeterli uyum sağlamamış. Ve Türk Ticaret Kanunu Tasarısı'nda diğer ilgili kanunlar ile de uyum tam olarak sağlanamamış durumda.

SİSTEMATİK BOZUKLUK
Prof. Dr. Moroğlu'na göre, Tasarı’nın sistematiği de bozuk. Bu bozukluk hem yürürlükteki Türk Ticaret Kanunu’nun bir kısım hükümlerinin olduğu gibi Tasarı'ya aktarılmasından ve hem de yeni düzenlemelerde sistematik konusunda gerekli özenin gösterilmemiş olmasından kaynaklanıyor.  Tasarı’da yer almaları için tutarlı bir neden bulunmayan, gereksiz ve adeta yenilik yapma özentisiyle yapılmış düzenlemelere yer verilmiş.

ANONİM VE LİMİTED ŞİRKET
Erdoğan Moroğlu şöyle devam etti: "Tasarı’nın 338 inci ve 574 üncü maddelerinin tek kişilik anonim ve limited ortaklığa cevaz veren düzenlemeler yapılmıştır. Anonim ortaklığın en az beş kurucuyla ve limited ortaklığın en az iki ortakla kurulması zorunluluğunun amaca hizmet etmediği, yapay kurucular veya ortaklar alınmasına yol açtığı doğrudur. Ancak, bu kabulün zorunlu sonucu olan düzenlemelerin tam olarak yapılmamış olması önemli bir eksikliktir.
Örneğin, şirketin tek kişi ortağıyla ve onun sahibi olduğu diğer şirketlerle, kan ve kayın hısımlarıyla ve onların şirketleriyle ilişkileri; tek ortağın aynı zamanda yönetim kurulu başkanı veya üyesi, ya da tek yönetici olması halinde karar ve icra organları arasındaki ilişkinin, yetki ve görev paylaşımının nasıl olacağı ve şirketin yegâne sahibi olan tek kişi ortağın şirket borçlarından sorumluluğunun şahsi ve sınırsız hale gelmesi gereken durumlar hakkında Tasarı’da bir düzenleme yoktur.

"YETERLİ OLGUNLUKTA DEĞİL"
Ekonominin hukuki altyapısını oluşturacak olan Tasarı, TBMM Genel Kurulunda görüşülebilecek olgunlukta değildir. Kanunlaştırılmasında acele edilmemeli ve oluşturulacak dar çerçeveli yeni bir Komisyonda gözden geçirilerek düzeltilmelidir."

25/01/2011 -Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, 2010 yılının son çeyreğinde küresel ekonomilerin kademeli olarak toparlanmaya devam ederken, gelişmiş ekonomilere dair aşağı yönlü risklerin önemini koruduğunu söyledi.

Başkan Yılmaz, Merkez Bankası Enflasyon Raporunun tanıtımı amacıyla düzenlediği basın toplantısında, raporda, Merkez Bankası bünyesinde yapılmış veya devam eden araştırmaların ışığında yazılmış politikaları etkileyen çeşitli konularda daha ayrıntılı incelemeleri içeren 8 kutunun bulunduğunu söyledi.

Yılmaz, küresel ekonomideki gelişmelerin politikalar üzerinde olağanüstü öneme sahip olmasından hareketle avro bölgesi ve ABD’deki gelişmeleri yakından izleyen, inceleyen kutuların birinde avro bölgesinde çevre ülke ekonomilerinin borç krizine karşı duyarlılıklarının incelendiğini, diğerinde ise ikinci niteliksel genişleme sonrası ABD’de uzun vadeli nominal tahvil getirilerinde gözlenen artışın nedenlerinin tartışıldığını belirtti.

Raporda, yurt içindeki enflasyon dinamiklerini daha iyi anlayabilmelerine yönelik olarak iki kutu daha hazırladıklarını ifade eden Yılmaz, "Bu kutulardan ilki işlenmemiş gıda fiyatlarındaki oynaklığın nedenleri üzerinde dururken, ikincisi çekirdek enflasyon göstergeleri üzerinde bir değerlendirme sunmaktadır. Ayrıca döviz ve türev piyasalarında yakın dönemde gözlemlediğimiz gelişmeleri, para politikası kararlarıyla ilişkilendirerek inceleyen bir çalışmamamız da raporda yer almaktadır" dedi.

İçinden geçilen dönemde uyguladıkları yeni para politikası yaklaşımının daha iyi anlaşılmasını sağlamak amacıyla da 2 kutu hazırladıklarını anlatan Yılmaz şöyle devam etti:

"Bu çalışmaların ilkinde zorunlu karşılıklıkların para politikası içindeki yeri ve ekonomiyi etkileme kanalları tartışılmakta, ikincisinde ise enflasyon hedeflemesi rejimi çerçevesinde fiyat istikrarı ile finansal istikrar arasındaki ilişki tartışılmaktadır.

Son olarak hesap verme yükümlülüğümüz çerçevesinde hazırladığımız bir çalışma da 2010 yılı boyunca enflasyon tahminlerinde yaptığımız güncellemelerin kaynakları detaylı olarak açıklanmaktadır."

Yılmaz, yurt içi iktisadi görünüm üzerinde belirleyici olmaya devam eden küresel ekonomideki gelişmeleri de değerlendirdi.

2010 yılının son çeyreğinde küresel ekonominin kademeli olarak toparlanmaya devam ederken gelişmiş ekonomilere dair aşağı yönlü risklerin önemini koruduğunu ifade eden Yılmaz, "Gelişmiş ekonomilerde gerek finansal kuruluşların ve firmaların gerekse hane halkının bilanço onarım süreci devam etmekte, bu durum özel tüketim ve yatırımın iktisadi faaliyetteki toparlanmaya verdiği desteği sınırlamaktadır. Öte yandan küresel finans krizinden daha az etkilenen gelişmekte olan ekonomilerde ise istikrarlı toparlanma eğilimi, iç talep kaynaklı olarak devam etmektedir" diye konuştu.

Yılmaz, gelişmiş ve gelişmekte olan ülke ekonomilerindeki süregelen ayrışma ve bu durumun yurt içi ekonomilere yansımalarının, yılın son çeyreğinde uyguladıkları para politikası stratejisinde belirleyici olduğunu kaydetti. Durmuş Yılmaz, "Gelişmiş ülkelerde iktisadi faaliyete ilişkin aşağı yönlü riskleri bertaraf etme amacıyla uygulanan olağanüstü düzeyde genişletici para politikaları küresel likiditeyi artırırken getiri arayışını da hızlandırmıştır. Bu durum gelişmekte olan ülkelerdeki sermaye akımlarını güçlendirmiştir" diye konuştu.

"ENFLASYONUN YÜZDE 70 OLASILIKLA 2011 YILI SONUNDA ORTA NOKTASI YÜZDE 5,9 OLMAK ÜZERE YÜZDE 4,5 İLE YÜZDE 7,3 ARALIĞINDA OLACAĞINI TAHMİN ETMEKTEYİZ"

Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, enflasyonun yüzde 70 olasılıkla 2011 yılı sonunda orta noktası yüzde 5,9 olmak üzere, yüzde 4,5 ile yüzde 7,3 aralığında olacağını tahmin ettiklerini açıkladı.

Başkan Yılmaz, Enflasyon Raporu’nu açıkladığı basın toplantısında, politika bileşiminin 2011 yılının kalanında sınırlı bir parasal sıkılaştırma sağlayacağı şeklinde değiştirildiği varsayımı altında, enflasyonun 2012 yılı sonunda ise orta noktası yüzde 5,1 olmak üzere, yüzde 3,3 ile yüzde 6,9 aralığında gerçekleşeceğini tahmin ettiklerini bildirdi.

Yılmaz, enflasyonun orta vadede ise yüzde 5 düzeyinde istikrar kazanacağını öngördüklerini de belirtti.

"ZORUNLU KARŞILIKLARDAKİ DEĞİŞİKLİKLERİN KREDİ PİYASASINI, MALİYET VE LİKİDİTE KANALLARI ÜZERİNDEN ETKİLEMESİ BEKLENİYOR" -"SÖZ KONUSU DÜZENLEMELERLE PİYASADAN TOPLAM YAKLAŞIK 22,5 MİLYAR LİRA ÇEKİLMİŞ OLACAK. BU TUTAR, TÜRK LİRASI CİNSİNDEN MALİ KESİM HARİÇ KREDİLERİN YAKLAŞIK OLARAK YÜZDE 5,8’İNE TEKABÜL EDİYOR" -"SON DÖNEMDE ALDIĞIMIZ POLİTİKA TEDBİRLERİNİN ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEMDE YURT İÇİ TALEBİ DAHA ILIMLI BİR BÜYÜME PATİKASINA GETİRECEĞİNİ TAHMİN EDİYORUZ" -"İKTİSADİ FAALİYETTE ÜÇÜNCÜ ÇEYREKTE GÖZLENEN YAVAŞLAMA GEÇİCİ"

Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, zorunlu karşılıklardaki değişikliklerin kredi piyasasını maliyet ve likidite kanalları üzerinden etkilemesinin beklendiğini belirterek, söz konusu düzenlemelerle piyasadan toplam yaklaşık 22,5 milyar liranın çekilmiş olacağını bildirdi.

Yılmaz, bu tutarın, güncel veriler itibarıyla Türk lirası cinsinden mali kesim hariç kredilerin yaklaşık yüzde 5,8’ine tekabül ettiğine işaret etti.

Başkan Yılmaz, Merkez Bankasının Enflasyon Raporunun tanıtımı amacıyla düzenlediği basın toplantısında, küresel ölçekte gözlenen düşük faizlerin, güçlenen kısa vadeli sermaye akımları sonucunda hızlanan kredi büyümesi ile artan ithalat ve zayıf seyreden dış talebin 2010 yılında cari açığın hızla genişlemesi sonucunu doğurduğunu söyledi.

Bu gelişmelerin para politikasını oluştururken, fiyat istikrarının yanı sıra finansal istikrarı da belirli bir ağırlıkla gözetmelerini gerekli kıldığını ve ’yeni normal’ olarak da adlandırılan bu yeni küresel konjonktüre uygun bir strateji benimsemelerini gerektirdiğini kaydeden Yılmaz, "Bu çerçevede, daha önce de çeşitli vesilelerle açıkladığımız gibi temel politika aracımız olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının yanı sıra zorunlu karsılık ve likidite yönetimi gibi araçları daha aktif olarak kullanmaya başlamış bulunmaktayız" dedi.

ENFLASYON GELİŞMELERİ

Yılın son çeyreğinde enflasyonun 2,83 puan gerileyerek yüzde 6,4 ile yıl sonu hedefine oldukça yakın bir düzeyde gerçekleştiğini ifade eden Yılmaz, enflasyondaki bu düşüşte, işlenmemiş gıda fiyatlarındaki keskin gerilemenin etkili olduğunu söyledi.

Ancak, bu gerilemenin tahminlerinden de hızlı olduğunu, böylece, 2010 yılında gıda fiyatlarının yıllık artış oranının yüzde 7,02 olarak gerçekleştiğini anlatan Yılmaz, ekim enflasyon raporunda varsaydıkları yüzde 10,5 değerinin oldukça altında kaldığını belirtti.

Yılmaz, işlenmemiş gıda fiyatlarındaki bu hareketin, yıl sonu enflasyon tahminlerimizdeki sapmanın neredeyse tamamını açıkladığını kaydetti.

ENFLASYONUN TAHMİN ARALIĞI İÇİNDE KALMA OLASILIĞI YÜZDE 70

Gıda fiyatlarının 2010 yılı son çeyreğinde de tüketici fiyatlarının seyrinde belirleyici olan temel unsur olduğunu ifade eden Yılmaz, yılın ikinci ve üçüncü çeyreğinde yatay seyreden enerji fiyatlarının da son çeyrekte uluslararası petrol fiyatları ve döviz kuru gelişmeleri doğrultusunda artış kaydettiğini vurguladı.

Enflasyonun ana eğiliminin orta vadeli hedeflerle uyumlu seyrettiğini anlatan Yılmaz, orta vadeli enflasyon beklentilerinin belirgin bir düşüş kaydettiğini söyledi.

Yılmaz, yakın dönem enflasyon beklentilerinin bir önceki çeyreğe kıyasla yüksek bir oranda gerilerken, vade uzadıkça beklentilerdeki azalışın da daha sınırlı olduğunu belirtti.

PARA POLİTİKASI UYGULAMALARI

Yeni para politikası stratejisinin iç ve dış dengeyi bir arada sağlamak amacıyla birden fazla araçtan oluşan bir politika bileşiminin kullanılmasını öngördüğünü ifade eden Yılmaz, bu kapsamda gerek politika faiz oranını gerekse likidite yönetimi araçları ile zorunlu karsılık oranlarının, fiyat istikrarını ve finansal istikrarı sağlamak amacıyla birlikte kullandıklarını kaydetti.

Yılmaz, bu çerçevede Para Politikası Kurulu olarak daha düşük politika faizi, daha geniş bir faiz koridoru ve daha yüksek zorunlu karsılık oranları seklindeki politika bileşiminin, içinde bulundukları konjonktürde finansal istikrarı ve fiyat istikrarını birlikte gözetebilmek açısından en uygun seçenek olarak ortaya çıktığı kanaatinde olduklarını ifade etti.

Durmuş Yılmaz, son iki ayda alınan kararlarla bir taraftan kısa vadeli sermaye girişlerini uzun vadeye yönlendirmeyi, diğer taraftan Türk lirasının iktisadi temellerden kopuk eğilimler sergilemesini önlemeyi amaçladıklarını kaydetti.

Yeni politika bileşimini belirlerken göz önünde bulundurdukları bir diğer hususun da; cari dengedeki bozulmaya önemli katkıda bulunan hızlı kredi genişlemesinin yavaşlatılması olduğunu ifade eden Yılmaz, bu çerçevede, bir taraftan kredi genişlemesini yavaşlatmak, diğer taraftan bankaların yükümlülüklerinin vadesini uzatmak amacıyla zorunlu karşılık oranlarını aktif bir politika aracı olarak kullandıklarını bildirdi.

ZORUNLU KARŞILIK ORANLARI

Yılmaz, ağırlıklı ortalama zorunlu karşılık oranının, 23 Eylül?den itibaren aldıkları artırım kararlarıyla, yaklaşık 4,4 puanlık bir artış kaydettiğini söyledi.

Zorunlu karsılıklardaki değişikliklerin kredi piyasasını maliyet ve likidite kanalları üzerinden etkilemesinin beklendiğini ifade eden Yılmaz, söz konusu düzenlemelerle piyasadan toplam olarak yaklaşık 22,5 milyar liranın çekilmiş olacağını bildirdi. Bu tutarın, güncel veriler itibarıyla Türk lirası cinsinden mali kesim hariç kredilerin yaklaşık yüzde 5,8’ine tekabül ettiğine işaret eden Yılmaz, "Zorunlu karşılıkların ağırlıklı ortalamasının artırılması yoluyla gerçekleşen parasal sıkılaştırmanın, maliyet ve likidite kanalından faiz indirimlerinin genişletici etkisini fazlasıyla telafi edeceği kanaatindeyiz. Dolayısıyla, son dönemde aldığımız para politikası kararlarının net etkisinin sıkılaştırıcı yönde olmasını beklemekteyiz" dedi.

FAİZLER AŞAĞI YÖNLÜ EĞİLİMİNİ SÜRDÜRÜYOR

Başkan Yılmaz, yılın son çeyreğinde küresel risk algılamalarındaki dalgalı seyre karşın, politika faizlerine ilişkin beklentilerin aşağı yönlü güncellenmesiyle birlikte piyasa faizlerinin de aşağı yönlü eğilimini sürdürdüğünün gözlendiğini söyledi. Bu doğrultuda, gösterge kıymetin faizinin de tarihi olarak düşük seviyelerde seyretmeye devam ettiğini kaydeden Yılmaz, bu dönemde enflasyon beklentilerindeki aşağı yönlü eğilimin de piyasa faizlerindeki düşüşte etkili olduğunu düşündüklerini anlattı.

Yılın son çeyreğinde piyasa faizlerindeki düşüşün kısa vadelerde daha belirgin olduğunu, dolayısıyla getiri eğrisinin önceki çeyreğe kıyasla dikleştiğini ifade eden Yılmaz, son iki ayda aldıkları faiz indirim kararlarının kısa vadeli piyasa faizlerinin hızlı bir biçimde düşmesine katkıda bulunurken, uzun vadeli faizlerdeki düşüşün daha sınırlı olduğunu kaydetti.

Öte yandan, bu dönemde küresel risk algılamalarındaki dalgalı seyre karsın, Türkiye’deki düşük faiz ortamının kalıcı olacağı beklentisinin yansımasıyla, uzun vadeli faizlerin tarihsel olarak en düşük seviyelerinde ve göreli olarak istikrarlı seyretmeye devam ettiğini anlatan Yılmaz, nominal faizlerdeki gelişmelerin reel faizlere de yansıdığını, orta vadeli reel faizlerin tarihsel olarak en düşük seviyelerinde seyretmeye devam ettiğini kaydetti.

Yılmaz, önümüzdeki dönemde kredilerin yakından izlenmesinin ve ortaya çıkabilecek makro finansal risklerin sınırlanmasının büyük önem taşıdığını vurguladı.

Durmuş Yılmaz, yılın son çeyreğinde parasal ve finansal koşulların iktisadi faaliyeti destekleyici yönde kalmaya devam ettiğini söyledi.

YAVAŞLAMA GEÇİCİ

Son döneme ilişkin verilerin, iktisadi faaliyette üçüncü çeyrekte gözlenen yavaşlamanın geçici olduğuna işaret ettiğini belirten Yılmaz, iç ve dış talep arasındaki ayrışmanın son çeyrek itibarıyla devam ettiğinin gözlendiğini söyledi.

Yılmaz, gerek kredi genişlemesindeki hızlanmanın gerekse önceki çeyrekte Türk lirasında gözlenen güçlü seyrin gecikmeli etkilerinin, son çeyrekte ithal mallara yönelik yurt içi talebin hızlanmasına neden olduğunu, bu gelişmelerin sonucunda cari dengedeki bozulmanın eğiliminin devam ettiğini söyledi.

İç talepteki güçlü artışlar sonucunda iktisadi faaliyetin toparlanmaya devam etmesinin istihdam koşullarının kademeli olarak iyileşmesini sağladığını anlatan Yılmaz, işgücüne katılım oranlarının yüksek seyri nedeniyle issizlik oranlarının bir müddet daha kriz öncesine kıyasla yüksek seviyelerde seyretmesini beklediklerini bildirdi. Yılmaz, dolayısıyla, önümüzdeki dönemde birim işgücü maliyetleri üzerinde belirgin bir baskı hissedilmeyeceğini tahmin etiklerini ifade etti.

PARASAL KOŞULLAR YURT İÇİ TALEBİ DESTEKLEMEYE DEVAM ETTİ

Yılmaz, özetle, yılın son çeyreğinde parasal koşulların yurt içi talebi desteklemeye devam ettiğini, bu dönemde tüketim ve yatırım harcamalarının giderek güçlenmesiyle özel kesim talebindeki toparlanmanın hızlandığını, toplam talep koşullarının enflasyondaki düşüşe verdiği desteğin Ekim Enflasyon Raporu?nda öngördükleri kıyasla azaldığını söyledi.

Bununla birlikte, son dönemde aldıkları politika tedbirlerinin önümüzdeki dönemde yurt içi talebi daha ılımlı bir büyüme patikasına getireceğini tahmin ettiklerini ifade eden Yılmaz, tahminlerini oluştururken, Orta Vadeli Program (OVP) projeksiyonlarını temel aldıklarını, söyledi.

Yılın son çeyreğinde işlenmemiş gıda enflasyonundaki sert düşüşle gıda enflasyonunun beklenenden daha olumlu bir seyir izlediğini ifade eden Yılmaz, bununla birlikte, tarımsal emtia fiyatlarında son dönemlerde gözlenen hızlı artışların işlenmiş gıda fiyatları üzerindeki potansiyel etkilerini göz önüne alarak yüzde 7 düzeyindeki gıda enflasyonu varsayımlarını yüzde 7,5 seviyesine yükselttiklerini bildirdi.

Yılmaz, bu gelişmenin 2011 yılı enflasyon tahminleri üzerindeki etkisinin yaklaşık 15 baz puan civarında olduğunu söyledi.

Ocak ayının ilk yarısında oluşan vadeli emtia fiyatlarını dikkate alarak petrol fiyatı varsayımlarını 2011 ve sonrası için 95 ABD dolarına güncellediklerini belirten Yılmaz, ayrıca, ithalat fiyatlarının 2011 yılında yüzde 10,9 civarında bir artış göstereceğini varsaydıklarını söyledi.

Yılmaz, varsayımlarımızdaki bu değişikliklerin 2011 yıl sonu enflasyon tahminlerini yaklaşık 35 baz puan yukarı yönlü güncellemelerine neden olduğunu kaydetti.

Önümüzdeki dönemde küresel konjonktürden kaynaklanan belirsizliklerin yüksek olması nedeniyle, politika bileşimini oluşturan her bir aracın hangi yönde ve nasıl bir seyir izleyeceği konusundaki esnekliğin korunması gerektiğine işaret eden Yılmaz, "Bu nedenle mevcut Raporda enflasyon tahminlerimizi sunarken politika bileşiminin net etkisine dair öngörülerimizi paylaşacak, ancak, bileşimin alt kalemleri ile ilgili somut bir patika vermeyeceğiz" diye konuştu.

"ZAMAN İÇİNDE KREDİLERİN BÜYÜME HIZININ VEYA ENFLASYONUN ARZU EDİLEN GÖRÜNÜMÜNDEN FARKLILAŞACAĞINI DEĞERLENDİRMEMİZ HALİNDE İLAVE TEDBİRLER ALACAĞIZ" -"GÜNCELLENEN TAHMİNLERİMİZ, 2011 YILI İÇİNDE SINIRLI BİR PARASAL SIKILAŞTIRMA YAPILARAK KREDİ GENİŞLEME HIZININ YÜZDE 20-25 CİVARINDA DÜŞÜRÜLDÜĞÜ BİR SENARYO ALTINDA ENFLASYONUN 2011 YILI SONUNDA HEDEFE YAKIN GERÇEKLEŞECEĞİNE İŞARET ETMEKTEDİR" -"KÜRESEL EKONOMİDEKİ SORUNLARIN DAHA DA DERİNLEŞMESİ VE YURTİÇİ İKTİSADİ FAALİYETİN DURGUNLUK SÜRECİNE GİRMESİ HALİNDE İSE BÜTÜN POLİTİKA ARAÇLARINI GENİŞLETİCİ YÖNDE KULLANMAMIZ SÖZ KONUSU OLACAKTIR"

Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, "Kredilerin büyüme hızının veya enflasyonun arzu edilen görünümünden farklılaşacağını değerlendirmemiz halinde ilave tedbirler alacağız" dedi.

Başkan Yılmaz, Merkez Bankası Enflasyon Raporunun tanıtımı amacıyla düzenlediği basın toplantısında, güncellenen tahminlerinin 2011 yılı içinde sınırlı bir parasal sıkılaştırma yapılarak kredi genişleme hızının yüzde 20-25 civarına düşürüldüğü bir senaryo altında enflasyonun 2011 yılı sonunda hedefe yakın gerçekleşeceğine işaret ettiğini söyledi.

Bu noktada, bugünkü bilgilerle 2011 yılı içinde uygulamayı öngördükleri parasal sıkılaştırmanın bir çok farklı bileşimle gerçekleştirilebileceğini vurgulayan Yılmaz, parasal sıkılaştırmanın zorunlu karşılık oranları veya politika faiz oranı aracılığıyla ya da her iki aracın bileşimi ile sağlanabileceğine dikkati çekti. Yılmaz, ayrıca söz konusu sıkılaştırma sırasında her iki aracın aynı yönde değiştirilebileceği gibi birbirine zıt yönde de hareket edebileceğini kaydetti.

Yılmaz, bununla birlikte, ana senaryoda politika bileşiminin krediler ve iç talep üzerindeki net etkisinin sıkılaştırıcı yönde olmasını planladıklarını hatırlattı.

"VARSAYIMLARIMIZ TAAHHÜT OLARAK ALGILANMAMALI"

Başkan Yılmaz, işlenmemiş gıda fiyatlarındaki hızlı düşüşün kısa dönemli enflasyon tahminlerini bir önceki rapora göre aşağı çekmelerini de beraberinde getirdiğini, petrol ve diğer emtia fiyatları varsayımlarındaki yukarı yönlü güncellemenin 2011 yıl sonu enflasyon tahminlerini yükseltmelerine neden olduğunu söyledi.

Çıktı açığında ise 2010 yılının son çeyreği için sınırlı miktarda yukarı yönlü güncelleme yaptıklarını belirten Yılmaz, öte yandan, parasal sıkılaştırmanın gecikmeli etkilerini göz önüne alarak, çıktı açığının bir önceki rapora kıyasla daha yavaş kapandığı bir çerçeveyi esas aldıklarını ifade etti.

Kısa vadede işlenmemiş gıda fiyatlarındaki düzeltme ve 2010 yılının ilk aylarındaki yüksek bazın etkisiyle enflasyonun aşağı yönlü belirgin bir hareket göstererek orta vadeli hedeflerin altına düşeceğini, sonrasında ise bir müddet dalgalı bir seyir izleyeceğini tahmin ettiklerini belirten Yılmaz, şöyle devam etti:

"Emtia fiyatlarındaki artışların etkisinin ortadan kalkmasıyla, enflasyonun 2012 yılının ortaları itibarıyla yüzde 5 düzeyindeki orta vadeli hedeflere ulaşacağını öngörmekteyiz.

Bu noktada, açıklanacak her türlü yeni veri ve haberin para politikası duruşunun değiştirilmesine neden olabileceğini bir kez daha vurgulamak istiyorum. Dolayısıyla, tahminlerimizi oluştururken para politikasının görünümüne ilişkin ifade etmiş olduğum varsayımlarımızın, tarafımızca verilmiş bir taahhüt olarak algılanmaması gerektiğinin altını önemle çiziyorum."

ENFLASYONUN GÖRÜNÜMÜNE İLİŞKİN RİSKLER

Merkez Bankası Başkanı Yılmaz, konuşmasında enflasyon görünümüne ilişkin risklere ve bu risklerin gerçekleşmesi durumunda uygulanması muhtemel para politikası stratejilerine değindi.

Orta vadeli tahminlerinin dayandığı temel senaryoya göre, enflasyonun hedeflerle uyumlu seyretmesini sağlamak için politika faizi ve zorunlu karşılık oranlarından oluşan politika bileşiminin sınırlı bir parasal sıkılaştırma gerçekleştirilecek şekilde belirlenmesini öngördüklerini vurgulayan Yılmaz, şunları kaydetti:

"Söz konusu sıkılaştırmanın temel hedefi kredi genişlemesi ve yurtiçi talep artış hızını yavaşlatarak bir yandan enflasyonu kontrol altında tutmak, diğer yandan finansal istikrara ilişkin riskleri azaltmaktır. Aralık ve ocak aylarında uyguladığımız parasal sıkılaştırmanın krediler üzerindeki etkisinin yakın dönemde görülmeye başlayacağını tahmin etmekteyiz. Bununla birlikte, uyguladığımız para politikası bileşiminin etkisinin boyutu ve zamanlaması, para politikasının kontrolü dışındaki gelişmelere bağlı olarak farklılaşabilecektir.

Bu nedenle, önümüzdeki dönemde aldığımız tedbirlerin etkilerini yakından takip edeceğimizi, zaman içinde kredilerin büyüme hızının veya enflasyonun arzu edilen görünümden farklılaşacağını değerlendirmemiz halinde ilave tedbirler alacağımızı ifade etmek isterim."

Yılmaz, küresel ekonomiye ilişkin gelişmelerin, yurtiçi enflasyon ve para politikasının görünümü açısından belirleyici konumunu koruduğuna işaret ederek, mevcut konjonktürde Merkez Bankası olarak fiyat istikrarının yanı sıra finansal istikrarı da gözeten bir bakış açısıyla birden fazla araç kullandıklarını söyledi.

Bu nedenle, küresel iktisadi gelişmelerin, önceki dönemlerden farklı olarak, uyguladıkları politikanın sadece yönünü değil aynı zamanda bileşimini de etkileyeceğini belirten Yılmaz, bu çerçevede, küresel ekonomiye ilişkin riskleri toplam talebin büyüme hızının yanı sıra kompozisyonuna ilişkin görünümü yönünden de değerlendireceklerine dikkati çekti.

"POLİTİKA FAİZ ORANI VE ZORUNLU KARŞILIKLARIN BİR ARADA ARTIRILMASI GÜNDEME GELEBİLECEK"

Son dönemde ABD ekonomisine dair beklentilerde sınırlı bir iyileşme gözlenmekle birlikte, özellikle avro bölgesi çevre ülkelerinde kamu borçlarının sürdürülebilirliğine dair belirsizliklerin önemini koruduğunu anımsatan Yılmaz, gelişmiş ülkelerde gerek kredi, gayrimenkul ve emek piyasalarındaki sorunların devam etmesinin, gerekse olası mali konsolidasyonun etkilerine yönelik belirsizliklerin, küresel ekonominin toparlanma hızına ilişkin aşağı yönlü riskleri canlı tuttuğunu kaydetti.

Yılmaz, küresel ekonomide öngörülenden daha uzun süreli bir yavaş büyüme dönemi yaşanması ve gelişmiş ülkelerin niceliksel genişlemeye uzun süre devam etme olasılığının, bir yandan dış talebe ilişkin aşağı yönlü riskleri beslerken, diğer yandan Türkiye’ye yönelik sermaye akımlarının güçlenerek sürme olasılığını gündemde tuttuğunu dile getirdi.

Böyle bir senaryonun gerçekleşmesi durumunda iç ve dış talebi dengelemek ve finansal istikrara ilişkin riskleri azaltmak amacıyla, düşük politika faizi ve yüksek zorunlu karşılık oranlarından oluşan bir politika bileşimini uzun süre uygulayabileceklerine dikkati çeken Yılmaz, "Küresel ekonomideki sorunların daha da derinleşmesi ve yurt içi iktisadi faaliyetin durgunluk sürecine girmesi halinde ise bütün politika araçlarını genişletici yönde kullanmamız söz konusu olacaktır" diye konuştu.

Küresel ekonomiye ilişkin aşağı yönlü risklerin önemini korumakla birlikte yukarı yönlü risklerin de mevcut olduğunu belirten Yılmaz, şunları söyledi:

"Özellikle, geçtiğimiz iki yılı aşkın bir dönemde gelişmiş ülkelerde uygulanan olağanüstü genişletici para politikaların küresel iktisadi faaliyet üzerindeki gecikmeli etkileri konusunda yukarı yönlü riskler bulunmaktadır.

Önümüzdeki dönemde küresel iktisadi faaliyette beklenenden daha hızlı bir toparlanma olması durumunda küresel ölçekte enflasyon baskıları ortaya çıkabilecek ve gelişmiş ülkelerin para politikalarında sıkılaştırma eğilimi başlayabilecektir. Böyle bir senaryonun gerçekleşmesi halinde gerek küresel faizlerdeki yükseliş gerekse talep yönlü enflasyon baskısı karşısında politika faiz oranının ve zorunlu karşılıkların bir arada artırılması gündeme gelebilecektir."

"OVP HEDEFLERİNİ ESAS ALDIK"

Yılmaz, petrol ve diğer emtia fiyatlarının son dönemlerde hızlı bir artış eğilimi sergilediğini kaydeden Yılmaz, yurtiçi talebin güçlü seyri dikkate alındığında, emtia fiyatlarındaki artışların, kalıcı olması halinde, genel fiyatlama davranışlarına yansıma riski bulunduğuna işaret etti.

Yılmaz, "Önümüzdeki dönemde böyle bir riskin gerçekleşmesi ve orta vadeli enflasyon hedeflerine ulaşılmasını tehdit etmesi halinde baz senaryoda öngördüğümüze kıyasla daha güçlü bir parasal sıkılaştırmaya gidebileceğiz. Bununla birlikte, uygulayacağımız politika bileşiminin dış talep, sermaye akımları ve kredi genişlemesinin görünümüne göre farklılaşabileceğini belirtmek isterim" dedi.

Merkez Bankası olarak para politikasını oluştururken maliye politikasına ilişkin gelişmeleri yakından takip etmeye devam edeceklerini belirten Yılmaz, mevcut konjonktürde iç ve dış talep arasındaki ayrışmaya bağlı olarak artan cari açığın getirdiği risklerin sınırlanması bakımından kamu tasarruflarının artırılması, dolayısıyla mali disiplinin sürdürülmesinin büyük önem taşıdığının altını çizdi.

Enflasyon tahminlerini üretirken kamu maliyesinde orta Vadeli Program (OVP) hedeflerini esas aldıklarını ifade eden Yılmaz, "Mali duruşun bu çerçeveden belirgin olarak sapması ve bu durumun orta vadeli enflasyon görünümünü olumsuz etkilemesi halinde para politikası duruşumuzun da güncellenmesi söz konusu olabilecektir" şeklinde konuştu.

Yılmaz, önümüzdeki dönemde para politikası fiyat istikrarının kalıcı olarak tesis edilmesine odaklanmaya devam edeceklerini belirterek, bunu yaparken Merkez Bankasının ve ilgili kurumlarca finansal istikrara yönelik olarak alınan önlemlerin enflasyon görünümü üzerindeki etkilerini de dikkatle değerlendireceklerini söyledi.

"Orta vadede mali disiplinin sürdürüleceğine dair taahhütlerin yerine getirilmesi ve yapısal reform sürecinin güçlendirilmesi, ülkemizin kredi riskindeki göreli iyileşmeye katkıda bulunarak makroekonomik istikrarı ve fiyat istikrarını destekleyecektir" diyen Yılmaz, mali disiplinin devamının aynı zamanda para politikasının hareket alanını genişleteceği ve faizlerin düşük düzeylerde kalıcı olmasını sağlayarak toplumsal refahı destekleyeceğini söyledi.

Yılmaz, bu çerçevede, OVP’nin ve Avrupa Birliği’ne uyum ve yakınsama sürecinin gerektirdiği yapısal düzenlemelerin hayata geçirilmesi konusunda atılacak adımların büyük önem taşıdığını hatırlattı.

(AA)

SGK, Türk Eczacılar Birliği İle Olan Protokolü İptal Etti. SGK iptal kararının ardından yaptığı açıklamada eczaneler ile tek tek masaya oturulacağını belirtti. SGK iptal kararına rağmen vatandaşların mağdur edilmeyeceğini 1 ay süresince ilaç alabileceğini ifade etti.

Türkiye Eczacılar Birliği de, Sosyal Güvenlik Kurumu'nun 19 Ocak 2009 tarihinde imzaladığı İlaç Alım Protokolü’nü bugün itibariyle tek taraflı feshedeceğini bildirmesi üzerine açıklama yaptı. Yapılan açıklamada İlaç Alım Protokolü'nün bugün itibariyle fesh edilmediğini fesih tarihinin 16 Ocak 2010 olduğunu ve bu süre içinde hastaların eczanelerden ilaç alabilecekleri bildirildi. Bu tarihten sonra ise vatandaşın ilaca ulaşamamasının sorumlusu olmadıkları açıklandı.

VATANDAŞIN İLACA ULAŞAMAMASININ SORUMLUSU BİZ OLMAYACAĞIZ
Açıklama; “Sosyal Güvenlik Kurumu, bugün itibariyle Türk Eczacıları Birliği ile 19 Ocak 2009 tarihinde imzaladığı İlaç Alım Protokolü'nü tek taraflı feshedeceğini bildirmiştir. Sözleşme bugün itibariyle fesh edilmemiş, fesh edileceği ihtaren bildirilmiştir. Fesih tarihi 16 Ocak 2010 olacaktır. Bu süre içinde hastalarımız eczanelerimizden ilaç almaya devam edebilecektir. İkinci olarak SGK bazı basın yayın organlarında ifade edildiği gibi, bazı eczacıların değil, tüm eczacıların sözleşmesini feshedecektir. Çünkü eczacı adına sözleşme yapma yasal yetkisine sahip olan Türk Eczacıları Birliği ile yaptığı İlaç Alım Protokolü'nü feshetmiştir. 16 Ocak 2010 tarihinden sonra sözleşmesizlik dönemine geçildiğinde, çok açıktır ki, vatandaşın ilaca ulaşamamasının sorumlusu biz olmayacağız. 10-13 Aralık 2009 tarihleri arasında yaptığı Olağan Büyük Kongre'nin sonrasında bugün itibariyle mazbatasını almış ve görev dağılımını yapmış olan Merkez Heyet'imiz, öncelikli gündem olarak bu konuyu değerlendirmek üzere toplantı halindedir. Konu ile ilgili ilk açıklama, yarın saat 1O.00'da siz değerli basın mensuplarına yapılacak.”denildi(Hürriyet).

Kanun
Yönetmelikler