25/01/2011 -Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, 2010 yılının son çeyreğinde küresel ekonomilerin kademeli olarak toparlanmaya devam ederken, gelişmiş ekonomilere dair aşağı yönlü risklerin önemini koruduğunu söyledi.
Başkan Yılmaz, Merkez Bankası Enflasyon Raporunun tanıtımı amacıyla düzenlediği basın toplantısında, raporda, Merkez Bankası bünyesinde yapılmış veya devam eden araştırmaların ışığında yazılmış politikaları etkileyen çeşitli konularda daha ayrıntılı incelemeleri içeren 8 kutunun bulunduğunu söyledi.
Yılmaz, küresel ekonomideki gelişmelerin politikalar üzerinde olağanüstü öneme sahip olmasından hareketle avro bölgesi ve ABD’deki gelişmeleri yakından izleyen, inceleyen kutuların birinde avro bölgesinde çevre ülke ekonomilerinin borç krizine karşı duyarlılıklarının incelendiğini, diğerinde ise ikinci niteliksel genişleme sonrası ABD’de uzun vadeli nominal tahvil getirilerinde gözlenen artışın nedenlerinin tartışıldığını belirtti.
Raporda, yurt içindeki enflasyon dinamiklerini daha iyi anlayabilmelerine yönelik olarak iki kutu daha hazırladıklarını ifade eden Yılmaz, "Bu kutulardan ilki işlenmemiş gıda fiyatlarındaki oynaklığın nedenleri üzerinde dururken, ikincisi çekirdek enflasyon göstergeleri üzerinde bir değerlendirme sunmaktadır. Ayrıca döviz ve türev piyasalarında yakın dönemde gözlemlediğimiz gelişmeleri, para politikası kararlarıyla ilişkilendirerek inceleyen bir çalışmamamız da raporda yer almaktadır" dedi.
İçinden geçilen dönemde uyguladıkları yeni para politikası yaklaşımının daha iyi anlaşılmasını sağlamak amacıyla da 2 kutu hazırladıklarını anlatan Yılmaz şöyle devam etti:
"Bu çalışmaların ilkinde zorunlu karşılıklıkların para politikası içindeki yeri ve ekonomiyi etkileme kanalları tartışılmakta, ikincisinde ise enflasyon hedeflemesi rejimi çerçevesinde fiyat istikrarı ile finansal istikrar arasındaki ilişki tartışılmaktadır.
Son olarak hesap verme yükümlülüğümüz çerçevesinde hazırladığımız bir çalışma da 2010 yılı boyunca enflasyon tahminlerinde yaptığımız güncellemelerin kaynakları detaylı olarak açıklanmaktadır."
Yılmaz, yurt içi iktisadi görünüm üzerinde belirleyici olmaya devam eden küresel ekonomideki gelişmeleri de değerlendirdi.
2010 yılının son çeyreğinde küresel ekonominin kademeli olarak toparlanmaya devam ederken gelişmiş ekonomilere dair aşağı yönlü risklerin önemini koruduğunu ifade eden Yılmaz, "Gelişmiş ekonomilerde gerek finansal kuruluşların ve firmaların gerekse hane halkının bilanço onarım süreci devam etmekte, bu durum özel tüketim ve yatırımın iktisadi faaliyetteki toparlanmaya verdiği desteği sınırlamaktadır. Öte yandan küresel finans krizinden daha az etkilenen gelişmekte olan ekonomilerde ise istikrarlı toparlanma eğilimi, iç talep kaynaklı olarak devam etmektedir" diye konuştu.
Yılmaz, gelişmiş ve gelişmekte olan ülke ekonomilerindeki süregelen ayrışma ve bu durumun yurt içi ekonomilere yansımalarının, yılın son çeyreğinde uyguladıkları para politikası stratejisinde belirleyici olduğunu kaydetti. Durmuş Yılmaz, "Gelişmiş ülkelerde iktisadi faaliyete ilişkin aşağı yönlü riskleri bertaraf etme amacıyla uygulanan olağanüstü düzeyde genişletici para politikaları küresel likiditeyi artırırken getiri arayışını da hızlandırmıştır. Bu durum gelişmekte olan ülkelerdeki sermaye akımlarını güçlendirmiştir" diye konuştu.
"ENFLASYONUN YÜZDE 70 OLASILIKLA 2011 YILI SONUNDA ORTA NOKTASI YÜZDE 5,9 OLMAK ÜZERE YÜZDE 4,5 İLE YÜZDE 7,3 ARALIĞINDA OLACAĞINI TAHMİN ETMEKTEYİZ"
Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, enflasyonun yüzde 70 olasılıkla 2011 yılı sonunda orta noktası yüzde 5,9 olmak üzere, yüzde 4,5 ile yüzde 7,3 aralığında olacağını tahmin ettiklerini açıkladı.
Başkan Yılmaz, Enflasyon Raporu’nu açıkladığı basın toplantısında, politika bileşiminin 2011 yılının kalanında sınırlı bir parasal sıkılaştırma sağlayacağı şeklinde değiştirildiği varsayımı altında, enflasyonun 2012 yılı sonunda ise orta noktası yüzde 5,1 olmak üzere, yüzde 3,3 ile yüzde 6,9 aralığında gerçekleşeceğini tahmin ettiklerini bildirdi.
Yılmaz, enflasyonun orta vadede ise yüzde 5 düzeyinde istikrar kazanacağını öngördüklerini de belirtti.
"ZORUNLU KARŞILIKLARDAKİ DEĞİŞİKLİKLERİN KREDİ PİYASASINI, MALİYET VE LİKİDİTE KANALLARI ÜZERİNDEN ETKİLEMESİ BEKLENİYOR" -"SÖZ KONUSU DÜZENLEMELERLE PİYASADAN TOPLAM YAKLAŞIK 22,5 MİLYAR LİRA ÇEKİLMİŞ OLACAK. BU TUTAR, TÜRK LİRASI CİNSİNDEN MALİ KESİM HARİÇ KREDİLERİN YAKLAŞIK OLARAK YÜZDE 5,8’İNE TEKABÜL EDİYOR" -"SON DÖNEMDE ALDIĞIMIZ POLİTİKA TEDBİRLERİNİN ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEMDE YURT İÇİ TALEBİ DAHA ILIMLI BİR BÜYÜME PATİKASINA GETİRECEĞİNİ TAHMİN EDİYORUZ" -"İKTİSADİ FAALİYETTE ÜÇÜNCÜ ÇEYREKTE GÖZLENEN YAVAŞLAMA GEÇİCİ"
Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, zorunlu karşılıklardaki değişikliklerin kredi piyasasını maliyet ve likidite kanalları üzerinden etkilemesinin beklendiğini belirterek, söz konusu düzenlemelerle piyasadan toplam yaklaşık 22,5 milyar liranın çekilmiş olacağını bildirdi.
Yılmaz, bu tutarın, güncel veriler itibarıyla Türk lirası cinsinden mali kesim hariç kredilerin yaklaşık yüzde 5,8’ine tekabül ettiğine işaret etti.
Başkan Yılmaz, Merkez Bankasının Enflasyon Raporunun tanıtımı amacıyla düzenlediği basın toplantısında, küresel ölçekte gözlenen düşük faizlerin, güçlenen kısa vadeli sermaye akımları sonucunda hızlanan kredi büyümesi ile artan ithalat ve zayıf seyreden dış talebin 2010 yılında cari açığın hızla genişlemesi sonucunu doğurduğunu söyledi.
Bu gelişmelerin para politikasını oluştururken, fiyat istikrarının yanı sıra finansal istikrarı da belirli bir ağırlıkla gözetmelerini gerekli kıldığını ve ’yeni normal’ olarak da adlandırılan bu yeni küresel konjonktüre uygun bir strateji benimsemelerini gerektirdiğini kaydeden Yılmaz, "Bu çerçevede, daha önce de çeşitli vesilelerle açıkladığımız gibi temel politika aracımız olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının yanı sıra zorunlu karsılık ve likidite yönetimi gibi araçları daha aktif olarak kullanmaya başlamış bulunmaktayız" dedi.
ENFLASYON GELİŞMELERİ
Yılın son çeyreğinde enflasyonun 2,83 puan gerileyerek yüzde 6,4 ile yıl sonu hedefine oldukça yakın bir düzeyde gerçekleştiğini ifade eden Yılmaz, enflasyondaki bu düşüşte, işlenmemiş gıda fiyatlarındaki keskin gerilemenin etkili olduğunu söyledi.
Ancak, bu gerilemenin tahminlerinden de hızlı olduğunu, böylece, 2010 yılında gıda fiyatlarının yıllık artış oranının yüzde 7,02 olarak gerçekleştiğini anlatan Yılmaz, ekim enflasyon raporunda varsaydıkları yüzde 10,5 değerinin oldukça altında kaldığını belirtti.
Yılmaz, işlenmemiş gıda fiyatlarındaki bu hareketin, yıl sonu enflasyon tahminlerimizdeki sapmanın neredeyse tamamını açıkladığını kaydetti.
ENFLASYONUN TAHMİN ARALIĞI İÇİNDE KALMA OLASILIĞI YÜZDE 70
Gıda fiyatlarının 2010 yılı son çeyreğinde de tüketici fiyatlarının seyrinde belirleyici olan temel unsur olduğunu ifade eden Yılmaz, yılın ikinci ve üçüncü çeyreğinde yatay seyreden enerji fiyatlarının da son çeyrekte uluslararası petrol fiyatları ve döviz kuru gelişmeleri doğrultusunda artış kaydettiğini vurguladı.
Enflasyonun ana eğiliminin orta vadeli hedeflerle uyumlu seyrettiğini anlatan Yılmaz, orta vadeli enflasyon beklentilerinin belirgin bir düşüş kaydettiğini söyledi.
Yılmaz, yakın dönem enflasyon beklentilerinin bir önceki çeyreğe kıyasla yüksek bir oranda gerilerken, vade uzadıkça beklentilerdeki azalışın da daha sınırlı olduğunu belirtti.
PARA POLİTİKASI UYGULAMALARI
Yeni para politikası stratejisinin iç ve dış dengeyi bir arada sağlamak amacıyla birden fazla araçtan oluşan bir politika bileşiminin kullanılmasını öngördüğünü ifade eden Yılmaz, bu kapsamda gerek politika faiz oranını gerekse likidite yönetimi araçları ile zorunlu karsılık oranlarının, fiyat istikrarını ve finansal istikrarı sağlamak amacıyla birlikte kullandıklarını kaydetti.
Yılmaz, bu çerçevede Para Politikası Kurulu olarak daha düşük politika faizi, daha geniş bir faiz koridoru ve daha yüksek zorunlu karsılık oranları seklindeki politika bileşiminin, içinde bulundukları konjonktürde finansal istikrarı ve fiyat istikrarını birlikte gözetebilmek açısından en uygun seçenek olarak ortaya çıktığı kanaatinde olduklarını ifade etti.
Durmuş Yılmaz, son iki ayda alınan kararlarla bir taraftan kısa vadeli sermaye girişlerini uzun vadeye yönlendirmeyi, diğer taraftan Türk lirasının iktisadi temellerden kopuk eğilimler sergilemesini önlemeyi amaçladıklarını kaydetti.
Yeni politika bileşimini belirlerken göz önünde bulundurdukları bir diğer hususun da; cari dengedeki bozulmaya önemli katkıda bulunan hızlı kredi genişlemesinin yavaşlatılması olduğunu ifade eden Yılmaz, bu çerçevede, bir taraftan kredi genişlemesini yavaşlatmak, diğer taraftan bankaların yükümlülüklerinin vadesini uzatmak amacıyla zorunlu karşılık oranlarını aktif bir politika aracı olarak kullandıklarını bildirdi.
ZORUNLU KARŞILIK ORANLARI
Yılmaz, ağırlıklı ortalama zorunlu karşılık oranının, 23 Eylül?den itibaren aldıkları artırım kararlarıyla, yaklaşık 4,4 puanlık bir artış kaydettiğini söyledi.
Zorunlu karsılıklardaki değişikliklerin kredi piyasasını maliyet ve likidite kanalları üzerinden etkilemesinin beklendiğini ifade eden Yılmaz, söz konusu düzenlemelerle piyasadan toplam olarak yaklaşık 22,5 milyar liranın çekilmiş olacağını bildirdi. Bu tutarın, güncel veriler itibarıyla Türk lirası cinsinden mali kesim hariç kredilerin yaklaşık yüzde 5,8’ine tekabül ettiğine işaret eden Yılmaz, "Zorunlu karşılıkların ağırlıklı ortalamasının artırılması yoluyla gerçekleşen parasal sıkılaştırmanın, maliyet ve likidite kanalından faiz indirimlerinin genişletici etkisini fazlasıyla telafi edeceği kanaatindeyiz. Dolayısıyla, son dönemde aldığımız para politikası kararlarının net etkisinin sıkılaştırıcı yönde olmasını beklemekteyiz" dedi.
FAİZLER AŞAĞI YÖNLÜ EĞİLİMİNİ SÜRDÜRÜYOR
Başkan Yılmaz, yılın son çeyreğinde küresel risk algılamalarındaki dalgalı seyre karşın, politika faizlerine ilişkin beklentilerin aşağı yönlü güncellenmesiyle birlikte piyasa faizlerinin de aşağı yönlü eğilimini sürdürdüğünün gözlendiğini söyledi. Bu doğrultuda, gösterge kıymetin faizinin de tarihi olarak düşük seviyelerde seyretmeye devam ettiğini kaydeden Yılmaz, bu dönemde enflasyon beklentilerindeki aşağı yönlü eğilimin de piyasa faizlerindeki düşüşte etkili olduğunu düşündüklerini anlattı.
Yılın son çeyreğinde piyasa faizlerindeki düşüşün kısa vadelerde daha belirgin olduğunu, dolayısıyla getiri eğrisinin önceki çeyreğe kıyasla dikleştiğini ifade eden Yılmaz, son iki ayda aldıkları faiz indirim kararlarının kısa vadeli piyasa faizlerinin hızlı bir biçimde düşmesine katkıda bulunurken, uzun vadeli faizlerdeki düşüşün daha sınırlı olduğunu kaydetti.
Öte yandan, bu dönemde küresel risk algılamalarındaki dalgalı seyre karsın, Türkiye’deki düşük faiz ortamının kalıcı olacağı beklentisinin yansımasıyla, uzun vadeli faizlerin tarihsel olarak en düşük seviyelerinde ve göreli olarak istikrarlı seyretmeye devam ettiğini anlatan Yılmaz, nominal faizlerdeki gelişmelerin reel faizlere de yansıdığını, orta vadeli reel faizlerin tarihsel olarak en düşük seviyelerinde seyretmeye devam ettiğini kaydetti.
Yılmaz, önümüzdeki dönemde kredilerin yakından izlenmesinin ve ortaya çıkabilecek makro finansal risklerin sınırlanmasının büyük önem taşıdığını vurguladı.
Durmuş Yılmaz, yılın son çeyreğinde parasal ve finansal koşulların iktisadi faaliyeti destekleyici yönde kalmaya devam ettiğini söyledi.
YAVAŞLAMA GEÇİCİ
Son döneme ilişkin verilerin, iktisadi faaliyette üçüncü çeyrekte gözlenen yavaşlamanın geçici olduğuna işaret ettiğini belirten Yılmaz, iç ve dış talep arasındaki ayrışmanın son çeyrek itibarıyla devam ettiğinin gözlendiğini söyledi.
Yılmaz, gerek kredi genişlemesindeki hızlanmanın gerekse önceki çeyrekte Türk lirasında gözlenen güçlü seyrin gecikmeli etkilerinin, son çeyrekte ithal mallara yönelik yurt içi talebin hızlanmasına neden olduğunu, bu gelişmelerin sonucunda cari dengedeki bozulmanın eğiliminin devam ettiğini söyledi.
İç talepteki güçlü artışlar sonucunda iktisadi faaliyetin toparlanmaya devam etmesinin istihdam koşullarının kademeli olarak iyileşmesini sağladığını anlatan Yılmaz, işgücüne katılım oranlarının yüksek seyri nedeniyle issizlik oranlarının bir müddet daha kriz öncesine kıyasla yüksek seviyelerde seyretmesini beklediklerini bildirdi. Yılmaz, dolayısıyla, önümüzdeki dönemde birim işgücü maliyetleri üzerinde belirgin bir baskı hissedilmeyeceğini tahmin etiklerini ifade etti.
PARASAL KOŞULLAR YURT İÇİ TALEBİ DESTEKLEMEYE DEVAM ETTİ
Yılmaz, özetle, yılın son çeyreğinde parasal koşulların yurt içi talebi desteklemeye devam ettiğini, bu dönemde tüketim ve yatırım harcamalarının giderek güçlenmesiyle özel kesim talebindeki toparlanmanın hızlandığını, toplam talep koşullarının enflasyondaki düşüşe verdiği desteğin Ekim Enflasyon Raporu?nda öngördükleri kıyasla azaldığını söyledi.
Bununla birlikte, son dönemde aldıkları politika tedbirlerinin önümüzdeki dönemde yurt içi talebi daha ılımlı bir büyüme patikasına getireceğini tahmin ettiklerini ifade eden Yılmaz, tahminlerini oluştururken, Orta Vadeli Program (OVP) projeksiyonlarını temel aldıklarını, söyledi.
Yılın son çeyreğinde işlenmemiş gıda enflasyonundaki sert düşüşle gıda enflasyonunun beklenenden daha olumlu bir seyir izlediğini ifade eden Yılmaz, bununla birlikte, tarımsal emtia fiyatlarında son dönemlerde gözlenen hızlı artışların işlenmiş gıda fiyatları üzerindeki potansiyel etkilerini göz önüne alarak yüzde 7 düzeyindeki gıda enflasyonu varsayımlarını yüzde 7,5 seviyesine yükselttiklerini bildirdi.
Yılmaz, bu gelişmenin 2011 yılı enflasyon tahminleri üzerindeki etkisinin yaklaşık 15 baz puan civarında olduğunu söyledi.
Ocak ayının ilk yarısında oluşan vadeli emtia fiyatlarını dikkate alarak petrol fiyatı varsayımlarını 2011 ve sonrası için 95 ABD dolarına güncellediklerini belirten Yılmaz, ayrıca, ithalat fiyatlarının 2011 yılında yüzde 10,9 civarında bir artış göstereceğini varsaydıklarını söyledi.
Yılmaz, varsayımlarımızdaki bu değişikliklerin 2011 yıl sonu enflasyon tahminlerini yaklaşık 35 baz puan yukarı yönlü güncellemelerine neden olduğunu kaydetti.
Önümüzdeki dönemde küresel konjonktürden kaynaklanan belirsizliklerin yüksek olması nedeniyle, politika bileşimini oluşturan her bir aracın hangi yönde ve nasıl bir seyir izleyeceği konusundaki esnekliğin korunması gerektiğine işaret eden Yılmaz, "Bu nedenle mevcut Raporda enflasyon tahminlerimizi sunarken politika bileşiminin net etkisine dair öngörülerimizi paylaşacak, ancak, bileşimin alt kalemleri ile ilgili somut bir patika vermeyeceğiz" diye konuştu.
"ZAMAN İÇİNDE KREDİLERİN BÜYÜME HIZININ VEYA ENFLASYONUN ARZU EDİLEN GÖRÜNÜMÜNDEN FARKLILAŞACAĞINI DEĞERLENDİRMEMİZ HALİNDE İLAVE TEDBİRLER ALACAĞIZ" -"GÜNCELLENEN TAHMİNLERİMİZ, 2011 YILI İÇİNDE SINIRLI BİR PARASAL SIKILAŞTIRMA YAPILARAK KREDİ GENİŞLEME HIZININ YÜZDE 20-25 CİVARINDA DÜŞÜRÜLDÜĞÜ BİR SENARYO ALTINDA ENFLASYONUN 2011 YILI SONUNDA HEDEFE YAKIN GERÇEKLEŞECEĞİNE İŞARET ETMEKTEDİR" -"KÜRESEL EKONOMİDEKİ SORUNLARIN DAHA DA DERİNLEŞMESİ VE YURTİÇİ İKTİSADİ FAALİYETİN DURGUNLUK SÜRECİNE GİRMESİ HALİNDE İSE BÜTÜN POLİTİKA ARAÇLARINI GENİŞLETİCİ YÖNDE KULLANMAMIZ SÖZ KONUSU OLACAKTIR"
Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, "Kredilerin büyüme hızının veya enflasyonun arzu edilen görünümünden farklılaşacağını değerlendirmemiz halinde ilave tedbirler alacağız" dedi.
Başkan Yılmaz, Merkez Bankası Enflasyon Raporunun tanıtımı amacıyla düzenlediği basın toplantısında, güncellenen tahminlerinin 2011 yılı içinde sınırlı bir parasal sıkılaştırma yapılarak kredi genişleme hızının yüzde 20-25 civarına düşürüldüğü bir senaryo altında enflasyonun 2011 yılı sonunda hedefe yakın gerçekleşeceğine işaret ettiğini söyledi.
Bu noktada, bugünkü bilgilerle 2011 yılı içinde uygulamayı öngördükleri parasal sıkılaştırmanın bir çok farklı bileşimle gerçekleştirilebileceğini vurgulayan Yılmaz, parasal sıkılaştırmanın zorunlu karşılık oranları veya politika faiz oranı aracılığıyla ya da her iki aracın bileşimi ile sağlanabileceğine dikkati çekti. Yılmaz, ayrıca söz konusu sıkılaştırma sırasında her iki aracın aynı yönde değiştirilebileceği gibi birbirine zıt yönde de hareket edebileceğini kaydetti.
Yılmaz, bununla birlikte, ana senaryoda politika bileşiminin krediler ve iç talep üzerindeki net etkisinin sıkılaştırıcı yönde olmasını planladıklarını hatırlattı.
"VARSAYIMLARIMIZ TAAHHÜT OLARAK ALGILANMAMALI"
Başkan Yılmaz, işlenmemiş gıda fiyatlarındaki hızlı düşüşün kısa dönemli enflasyon tahminlerini bir önceki rapora göre aşağı çekmelerini de beraberinde getirdiğini, petrol ve diğer emtia fiyatları varsayımlarındaki yukarı yönlü güncellemenin 2011 yıl sonu enflasyon tahminlerini yükseltmelerine neden olduğunu söyledi.
Çıktı açığında ise 2010 yılının son çeyreği için sınırlı miktarda yukarı yönlü güncelleme yaptıklarını belirten Yılmaz, öte yandan, parasal sıkılaştırmanın gecikmeli etkilerini göz önüne alarak, çıktı açığının bir önceki rapora kıyasla daha yavaş kapandığı bir çerçeveyi esas aldıklarını ifade etti.
Kısa vadede işlenmemiş gıda fiyatlarındaki düzeltme ve 2010 yılının ilk aylarındaki yüksek bazın etkisiyle enflasyonun aşağı yönlü belirgin bir hareket göstererek orta vadeli hedeflerin altına düşeceğini, sonrasında ise bir müddet dalgalı bir seyir izleyeceğini tahmin ettiklerini belirten Yılmaz, şöyle devam etti:
"Emtia fiyatlarındaki artışların etkisinin ortadan kalkmasıyla, enflasyonun 2012 yılının ortaları itibarıyla yüzde 5 düzeyindeki orta vadeli hedeflere ulaşacağını öngörmekteyiz.
Bu noktada, açıklanacak her türlü yeni veri ve haberin para politikası duruşunun değiştirilmesine neden olabileceğini bir kez daha vurgulamak istiyorum. Dolayısıyla, tahminlerimizi oluştururken para politikasının görünümüne ilişkin ifade etmiş olduğum varsayımlarımızın, tarafımızca verilmiş bir taahhüt olarak algılanmaması gerektiğinin altını önemle çiziyorum."
ENFLASYONUN GÖRÜNÜMÜNE İLİŞKİN RİSKLER
Merkez Bankası Başkanı Yılmaz, konuşmasında enflasyon görünümüne ilişkin risklere ve bu risklerin gerçekleşmesi durumunda uygulanması muhtemel para politikası stratejilerine değindi.
Orta vadeli tahminlerinin dayandığı temel senaryoya göre, enflasyonun hedeflerle uyumlu seyretmesini sağlamak için politika faizi ve zorunlu karşılık oranlarından oluşan politika bileşiminin sınırlı bir parasal sıkılaştırma gerçekleştirilecek şekilde belirlenmesini öngördüklerini vurgulayan Yılmaz, şunları kaydetti:
"Söz konusu sıkılaştırmanın temel hedefi kredi genişlemesi ve yurtiçi talep artış hızını yavaşlatarak bir yandan enflasyonu kontrol altında tutmak, diğer yandan finansal istikrara ilişkin riskleri azaltmaktır. Aralık ve ocak aylarında uyguladığımız parasal sıkılaştırmanın krediler üzerindeki etkisinin yakın dönemde görülmeye başlayacağını tahmin etmekteyiz. Bununla birlikte, uyguladığımız para politikası bileşiminin etkisinin boyutu ve zamanlaması, para politikasının kontrolü dışındaki gelişmelere bağlı olarak farklılaşabilecektir.
Bu nedenle, önümüzdeki dönemde aldığımız tedbirlerin etkilerini yakından takip edeceğimizi, zaman içinde kredilerin büyüme hızının veya enflasyonun arzu edilen görünümden farklılaşacağını değerlendirmemiz halinde ilave tedbirler alacağımızı ifade etmek isterim."
Yılmaz, küresel ekonomiye ilişkin gelişmelerin, yurtiçi enflasyon ve para politikasının görünümü açısından belirleyici konumunu koruduğuna işaret ederek, mevcut konjonktürde Merkez Bankası olarak fiyat istikrarının yanı sıra finansal istikrarı da gözeten bir bakış açısıyla birden fazla araç kullandıklarını söyledi.
Bu nedenle, küresel iktisadi gelişmelerin, önceki dönemlerden farklı olarak, uyguladıkları politikanın sadece yönünü değil aynı zamanda bileşimini de etkileyeceğini belirten Yılmaz, bu çerçevede, küresel ekonomiye ilişkin riskleri toplam talebin büyüme hızının yanı sıra kompozisyonuna ilişkin görünümü yönünden de değerlendireceklerine dikkati çekti.
"POLİTİKA FAİZ ORANI VE ZORUNLU KARŞILIKLARIN BİR ARADA ARTIRILMASI GÜNDEME GELEBİLECEK"
Son dönemde ABD ekonomisine dair beklentilerde sınırlı bir iyileşme gözlenmekle birlikte, özellikle avro bölgesi çevre ülkelerinde kamu borçlarının sürdürülebilirliğine dair belirsizliklerin önemini koruduğunu anımsatan Yılmaz, gelişmiş ülkelerde gerek kredi, gayrimenkul ve emek piyasalarındaki sorunların devam etmesinin, gerekse olası mali konsolidasyonun etkilerine yönelik belirsizliklerin, küresel ekonominin toparlanma hızına ilişkin aşağı yönlü riskleri canlı tuttuğunu kaydetti.
Yılmaz, küresel ekonomide öngörülenden daha uzun süreli bir yavaş büyüme dönemi yaşanması ve gelişmiş ülkelerin niceliksel genişlemeye uzun süre devam etme olasılığının, bir yandan dış talebe ilişkin aşağı yönlü riskleri beslerken, diğer yandan Türkiye’ye yönelik sermaye akımlarının güçlenerek sürme olasılığını gündemde tuttuğunu dile getirdi.
Böyle bir senaryonun gerçekleşmesi durumunda iç ve dış talebi dengelemek ve finansal istikrara ilişkin riskleri azaltmak amacıyla, düşük politika faizi ve yüksek zorunlu karşılık oranlarından oluşan bir politika bileşimini uzun süre uygulayabileceklerine dikkati çeken Yılmaz, "Küresel ekonomideki sorunların daha da derinleşmesi ve yurt içi iktisadi faaliyetin durgunluk sürecine girmesi halinde ise bütün politika araçlarını genişletici yönde kullanmamız söz konusu olacaktır" diye konuştu.
Küresel ekonomiye ilişkin aşağı yönlü risklerin önemini korumakla birlikte yukarı yönlü risklerin de mevcut olduğunu belirten Yılmaz, şunları söyledi:
"Özellikle, geçtiğimiz iki yılı aşkın bir dönemde gelişmiş ülkelerde uygulanan olağanüstü genişletici para politikaların küresel iktisadi faaliyet üzerindeki gecikmeli etkileri konusunda yukarı yönlü riskler bulunmaktadır.
Önümüzdeki dönemde küresel iktisadi faaliyette beklenenden daha hızlı bir toparlanma olması durumunda küresel ölçekte enflasyon baskıları ortaya çıkabilecek ve gelişmiş ülkelerin para politikalarında sıkılaştırma eğilimi başlayabilecektir. Böyle bir senaryonun gerçekleşmesi halinde gerek küresel faizlerdeki yükseliş gerekse talep yönlü enflasyon baskısı karşısında politika faiz oranının ve zorunlu karşılıkların bir arada artırılması gündeme gelebilecektir."
"OVP HEDEFLERİNİ ESAS ALDIK"
Yılmaz, petrol ve diğer emtia fiyatlarının son dönemlerde hızlı bir artış eğilimi sergilediğini kaydeden Yılmaz, yurtiçi talebin güçlü seyri dikkate alındığında, emtia fiyatlarındaki artışların, kalıcı olması halinde, genel fiyatlama davranışlarına yansıma riski bulunduğuna işaret etti.
Yılmaz, "Önümüzdeki dönemde böyle bir riskin gerçekleşmesi ve orta vadeli enflasyon hedeflerine ulaşılmasını tehdit etmesi halinde baz senaryoda öngördüğümüze kıyasla daha güçlü bir parasal sıkılaştırmaya gidebileceğiz. Bununla birlikte, uygulayacağımız politika bileşiminin dış talep, sermaye akımları ve kredi genişlemesinin görünümüne göre farklılaşabileceğini belirtmek isterim" dedi.
Merkez Bankası olarak para politikasını oluştururken maliye politikasına ilişkin gelişmeleri yakından takip etmeye devam edeceklerini belirten Yılmaz, mevcut konjonktürde iç ve dış talep arasındaki ayrışmaya bağlı olarak artan cari açığın getirdiği risklerin sınırlanması bakımından kamu tasarruflarının artırılması, dolayısıyla mali disiplinin sürdürülmesinin büyük önem taşıdığının altını çizdi.
Enflasyon tahminlerini üretirken kamu maliyesinde orta Vadeli Program (OVP) hedeflerini esas aldıklarını ifade eden Yılmaz, "Mali duruşun bu çerçeveden belirgin olarak sapması ve bu durumun orta vadeli enflasyon görünümünü olumsuz etkilemesi halinde para politikası duruşumuzun da güncellenmesi söz konusu olabilecektir" şeklinde konuştu.
Yılmaz, önümüzdeki dönemde para politikası fiyat istikrarının kalıcı olarak tesis edilmesine odaklanmaya devam edeceklerini belirterek, bunu yaparken Merkez Bankasının ve ilgili kurumlarca finansal istikrara yönelik olarak alınan önlemlerin enflasyon görünümü üzerindeki etkilerini de dikkatle değerlendireceklerini söyledi.
"Orta vadede mali disiplinin sürdürüleceğine dair taahhütlerin yerine getirilmesi ve yapısal reform sürecinin güçlendirilmesi, ülkemizin kredi riskindeki göreli iyileşmeye katkıda bulunarak makroekonomik istikrarı ve fiyat istikrarını destekleyecektir" diyen Yılmaz, mali disiplinin devamının aynı zamanda para politikasının hareket alanını genişleteceği ve faizlerin düşük düzeylerde kalıcı olmasını sağlayarak toplumsal refahı destekleyeceğini söyledi.
Yılmaz, bu çerçevede, OVP’nin ve Avrupa Birliği’ne uyum ve yakınsama sürecinin gerektirdiği yapısal düzenlemelerin hayata geçirilmesi konusunda atılacak adımların büyük önem taşıdığını hatırlattı.
(AA)