Reklam

Muhasebe Haberleri

Karapara aklama terimi ile ilgili aklama kelimesinin kullanılmasının 1928 yılında ünlü   mafya lideri Al Capone‘un uyuşturucu ve   kaçakçılık işlerinden elde ettiği gelirleri yasal göstermek için nakit para sistemiyle çalışan    çamaşırhaneler zinciri kurması gösterilmektedir.

Genel olarak elde edilen suç geliri olarak tanımlanan karapara kavramı her ne kadar   literatüre   20.   asırda   girmiş   olsa   da,   karapara   aklama   faaliyetleri   M.Ö   4000 yılına     dayanmaktadır.  Asurlu tüccarların     daha      az  vergi     vermek  için vergi görevlilerine rüşvet verdiklerine tarihi eserlerde  rastlanılmakta,bu da bize karaparanın çok eski yıllarda da elde edildiğini göstermektedir.

Günümüzde   karapara     aklama    kavramı   genişlemekte,       örgütlü   ve   uzmanlık gerektiren, baş edilmesi ise oldukça zor olan, teknolojik ve hukuki imkânları çok iyi derecede kullanan örgütlerin faaliyetlerine konu olmaktadır.


Karapara Aklama Kavramı

En basit tanımıyla karapara aklama kavramı bir suçla ilgili olarak elde edilen suç gelirine, yasal bir şekilde elde edilmiş görüntüsü verilerek suçun izlerinin ve elde edilen    gelirin   örtbas edilmesidir.    Karapara    aklama     suçunun    gerçekleşmesi      için öncelikle bir öncül suç oluşmalı, ardından bu suçtan bir miktar gelir elde edilmeli ve elde edilen bu gelirin öncül suçla olan bağı gizlenmelidir. Böylece öncül suçun üzeri örtülmekte ve bunun yanında bahse konu suç gelirinin yasal bir  şekilde kazanıldığı görüntüsü verilmektedir.

Başka   bir   ifade   ile   yasadışı   yollardan,   özellikle   uzmanlaşmış   organize   suç örgütleri tarafından işlenen suçlardan sağlanılan suç gelirlerinin, bu   örgütler    ve  işledikleri   suçlarla  ilişkilerinin  gizlenerek    saklanmasıdır.     Bununla birlikte   birtakım   uzmanlık   gerektiren  işlemlerle   elde   etmiş   oldukları   bu   yasa   dışı gelirlere   suç   kaynağının  yasal  bir  kazanç   görüntüsü   verilmesi   için   yapılan   işlemler karapara aklama eyleminin konusudur.

Karapara Aklama Sürecinde Meydana Gelen Aşamalar

Suç   örgütlerince   elde   edilen   büyük   miktarlardaki   karaparanın   nakit   olması nedeniyle yasal sisteme sokulması dikkat çekici niteliktedir. Karaparanın bu  şekilde sisteme   entegre   edilmesi   suçla   ve   karaparayla   mücadele   eden   kurumların   dikkatini çekecektir.   Bu durumda   suç örgütlerinin   işlemiş   oldukları  suçlar   açığa   çıkacak   ve elde edilen karapara müsadere edilerek devletin              kasasına geçecektir. Bu nedenle suç örgütleri   suçtan   elde etmiş  oldukları  karaparalarını   suçla   ve   karaparayla   mücadele eden     kurumların   dikkatini   çekmeden       yapmak      zorundadırlar. Küçük miktarlı banknotlardan   oluşan    büyük    miktarda     paralar   özellikle   uluslar   arası   karapara    ile mücadele edilen kurumlarda tartılarak ölçülmeye başlanmıştır.

Suç     örgütlerinin    elde   ettikleri  karaparayı    aklamalarının      başlıca    nedenleri; suçla olan bağlantıları   gizleyerek     kaynağını   saklayarak       paranın    müsadereye      tabi olmasını engellemek   ve   yasal   bir   kaynaktan   elde   edilmiş   görüntüsü   vererek   mali sisteme sokmaya çalışmaktır. Bu nedenle suç örgütleri söz konusu suçun konusunu ve    kaynağını gizlemeyi,     paranın    şeklini     değiştirmeyi,     yapılan     bu    işlemlerin gizlenmesini ve her   aşamada       karaparayı     kontrol    ederek     karapara     aklamayı amaçlamaktadırlar.

Yerleştirme Aşaması

Yerleştirme aşamasında karapara aklayıcılar  karaparayı mali sisteme entegre ederler. Bu durumda büyük miktarlarda olan nakit para mali sisteme sokulmaktadır. Karaparanın nakit  formunun      değişmesi,    kaynağının    değiştirilmesi   elde   edildiği yerden   uzaklaştırılması  amaçlanır.   Büyük   miktarlardaki   karapara   küçük   miktarlara ayrılır veya çek, döviz gibi mali değerlere dönüştürülür.

Yerleştirme aşaması karapara aklayıcıları için karapara aklama sürecindeki en zor   aşamadır.  Çünkü    büyük    miktarlarda   ve   nakit  formda    bulunan    paranın   mali sisteme entegre edilmesi durumunda karapara aklama   ile   mücadele eden   birimlerin dikkatleri    bu   paranın  kaynağının     tespiti  üzerinde    yoğunlaşacaktır.     Dolayısıyla karapara   aklayıcıların  karapara  aklama   konusunda   en   çok   zorlandıkları   bu   aşama karapara     ile  mücadele    eden  kurumların    tespit  yapabildikleri    en   kolay   olduğu aşamadır.

Karapara      para   aklayıcıların    karaparalarını     yasal    sistemdeki     finansal kuruluşlara başarıyla entegre etmeleri durumunda   işlem yaptıkları ikinci ve üçüncü kuruluşlar ilk işlemin konu olduğu finans kurumunun karapara sorgulaması yaptığı bilinciyle    paranın   kaynağını  sorgulamazlar.     Bu   nedenle    suç  örgütleri   özellikle finansal kuruluşlara sahip olmaya çalışarak karapara aklama işlemini kolaylaştırmaya çalışmaktadırlar.

Yerleştirme aşamasında karapara aklayıcılar finans kurumları dışında yüksek fiyatların hâkim olduğu      mal     ve    hizmet      piyasalarında      bir    çeşit    işlemler gerçekleştirerek  karapara      aklamaktadırlar.        Örneğin       satın     almış     oldukları gayrimenkulü daha    yüksek    fiyatlarda    satmış   göstererek     karapara    aklamaktadırlar.

Ayrıca     değerli    taşlar,  tarihi  ve  sanat    eserleri,  lüks   mallar,   antika    eserler   de  alıp satarak   karapara   aklamaya   müsait   sektörlerde   işletmeler   açarak   bu   gibi   sektörlerin
gelirleri   bakımından   denetlenmelerinin zor   olması   nedeniyle     yüksek     gelirler   elde etmiş gibi görünerek de karapara aklamayı amaçlamaktadırlar.

Karapara aklayıcılar, günümüzde kredi kartı, havale, sevk gibi nakit paranın yerini   alan   mali  değerler   ile   elde   ettikleri   büyük   miktarlardaki   gelirlerini   aklamak için   bir   takım  teknik  işlemler   yaparak     karaparalarını   çok     hızlı   bir şekilde    farklı ülkelerde  dolaştırmak  isterler.  Karapara     aklayıcılar    özellikle    günümüzde       SWIFT olarak   adlandırılan  Dünya     Bankalar     Arası   Mali   İletişim    Sistemi   gibi    programlar vasıtasıyla çok hızlı sürede sayısız mali işlem gerçekleşebilmektedir.

Ayrıştırma Aşaması

Katmanlara ayırma olarak da adlandırılan bu aşamada karapara bir dizi mali işlemden geçirilmekte,      miktar    ve   kaynağının      farklılığı  konusunda       çeşitlilikler sağlanmak suretiyle   karaparanın kaynağının  ve   suç   izlerinin    ortadan    kalkması sağlanmaktadır.        Ayrıştırma     aşamasında      birçok    finansal    işlemler    kullanılarak söz konusu  karapara uluslar   arası dolaşım yapmakta,  farklı ülkelerin  mali sistemlerinde ve gizli hesaplarda hareket etmektedir.

Karapara   aklayıcılar   ayrıştırma  aşamasını,   karaparanın  kaynağını  gizleyerek kaynakla         olan       bağlantının        kurulmasının  engellemesini  ve   denetim mekanizmalarından           kurtulmayı      amaçladıkları      için   gerçekleştirirler.     Karaparanın bankacılık   sektörüne   yerleşmesiyle   birlikte   söz   konusu   para   çok   kısa   sürede   farklı ülkelere   aktarılır,   farklı   mali   değerlere   dönüşür.   Farklı   miktarlara   bölündüğü   gibi ilerleyen   işlemlerde   farklı  miktarlara   katlanabilir.   Sonuç   olarak   karapara   takibi çok zor    ve   farklı   uzmanlık      alanları   gerektirecek,      ayrıca    denetim     mekanizmalarının denetim       süresini    uzatacak     ve    uzmanları      bıktıracak    bir   konu  olarak  denetim mekanizmalarını yıldıracak takibi zor bir konu olacaktır.

Karapara aklayıcılar özellikle ayrıştırma aşamasında denetim mekanizmasının zayıf olduğu, kişisel ve kurumsal hesap bilgilerinin gizli tutulduğu, paravan şirketler kurdukları   vergi   cennetleri  sayesinde      ayırma aşamasında karaparalarını   rahatlıkla aklayabilmektedirler.148Ayrıca   EFT,   SWIFT,   CHIPS   ve   CHAPS   gibi   mali   fonların aktarımının   finansal kurumlarca   sağlandığı  kanallar   vasıtasıyla   karapara   aklayıcılar çok kısa sürelerde çok fazla sayıda finans hareketi yapmakta, işlemlere tabi tuttukları karaparalarını aklayabilmektedirler.

Karapara aklayıcılar bu aşamada artan teknolojik imkânlar sayesinde ülkeler arasında çok hızlı bir  şekilde hareket ederek denetim mekanizmalarıyla aralarındaki takip    mesafesini arttırmaktadır.    Suçlular    ve   karapara     aklayıcılar    uluslar    arası dolaşım   imkânları   sayesinde   yaptıkları   finansal   işlemlerde   sınırlara   tabi   değilken, denetim mekanizmaları ve   yargı sistemleri maalesef sınırlara takılmaktadır. Uluslar arası mücadele gerektiren bu durum karapara aklamayla mücadelenin ve karaparanın takibinin zorluğunu göstermektedir.

Ayırma   aşaması  süre   bakımından karapara   aklayıcıların   söz   konusu   paranın öncül     suçla    olan   ilişkisinin    kesildiği    kanaatine     vardıkları    zaman      tamamlanmış olmaktadır.       Karapara      aklayıcılar      bu   nedenle      bu    aşamada      suç    ve    karapara bağlantısının       kesildiğine      dair   kanaat     oluşturacak       kadar     süren    birçok     işlem gerçekleştirirler.   Ayrıca   karapara   aklayıcıların   paraya   olan   ihtiyaçları  da   ayrıştırma aşamasının   süresini   belirleyen   bir   faktördür.   Karapara   aklayıcıların   paraya   ihtiyaç duymaları nedeniyle bu süre kısa sürebileceği gibi servet stoklarında yeterli paranın olması ve paraya ihtiyaç duymamaları durumunda da ayrıştırma aşaması daha uzun sürebilmektedir.

Bütünleştirme Aşaması

Bütünleştirme        aşaması,     karaparanın      aklanarak      yasadışı    kaynağına      yasal görüntü   verilmesi   ve      mali   sisteme     sokulması   sürecini   ifade     etmektedir.   Aklanan

karapara mali sistem içerisinde yasal görünmesi nedeniyle serbest bir şekilde finansal işlemlere konu olacaktır.Karapara   aklayıcılar   bu   aşamada   çeşitli   yöntemlerle   yasal   görünüm   vererek müsadere        edilmekten  kurtarmış      oldukları     karaparalarıyla  çeşitli    yatırımlar yapmaktadırlar.   Akladıkları  büyük     miktarlardaki      karaparayla      gayrimenkul  alım satımı, lüks mal alım satımı, tahvil, hisse senedi alımı gibi yasal işlemlerle karapara artık mali sisteme entegre edilmiş olur.154 Örneğin almış oldukları gayrimenkulü çok yüksek      fiyattan    satmış    göstererek     veya    gazino,     kumarhane       gibi   denetimi     zor işletmelerden çok yüksek karlar göstererek artık yasal mali işlemler gerçekleştirirler.

Aklamış       oldukları    karaparanın      küçük    bir   kısmı   sayılan    büyük     miktarını     vakıf,
dernek,   siyasi   parti   gibi   sivil   toplum   örgütlerine   bağışlayarak   toplumda   saygınlık kazanırlar.

Bütünleşme aşamasında aklanarak siteme entegre edilen karaparanın kaynağı ile alakalı sorulabilecek sorular için verilecek yasal deliler tamamlanmıştır. Karapara aklayıcılar  karapara aklama sürecinin  son aşamasıyla birlikte kısa  bir  sürede haksız gelirler elde etmiş ve bu gelirlere yasal bir kaynak görüntüsü vermişlerdir. Bu sayede haksız   rekabete   yol   açarak   birçok   yatırım   sektöründe   mal   ve   hizmetlere   bedelinin üstünde      ücret   ödeyen     karapara    aklayıcılar     ekonomik      sistemde     hızlı  bir  şekilde büyüyeceklerdir.

KARAPARA AKLAMA YÖNTEMLERİ VE TÜRKİYE’ DE GERÇEKLEŞEN ÖRNEK OLAYLAR

Nakit Paranın Fiziken Ülke Dışına Çıkarılması


Nakit   paranın   fiziken   başka   ülkelere   aktarılması   yönteminde  suç   örgütleri yakalanma         riskine     karşı     hukuki       durumlardan        yararlarına       olacak     şekilde faydalanmaya   çalışırlar.   Örneğin   birbirine   benzeyen   iki   valizden   birine   eşyalarını, diğerine karaparayı koyarak yurt dışına çıkarmak isteyen bir kişi yurt dışına çıkacağı esnada kontrolden geçtiği sırada yakalanması üzerine valizin kendine ait olmadığını söyleyerek kendisinin bu konuda kastının olmadığını ileri sürmüştür.

Örnek Olay 1

26.06.1997   tarihinde   Kaçakçılık İstihbarat Takibat ve Narkotik Gümrük Muhafaza   Müdürlüğü’ne       bir   ihbar   yapılmıştır.    Söz   konusu     ihbara   göre    Toros Firması’na  ait  ve  plakası   belirtilen  bir  otobüs    vasıtasıyla   yurt  dışına   uyuşturucu madde çıkarıldığı ve söz konusu uyuşturucu maddenin satışından elde edilen paranın yurda sokulacağı  söylenmesi üzerine    ilgili  kurumlar  yapmış  olduğu    çalışmalar neticesinde   söz  konusu   aracı   gümrük sahasında   durdurmuşlardır. Söz konusu   araç şoförlerine yanlarında getirdikleri eşyalardan Gümrük İdaresi’ne bildirilmesi gereken eşyalarının  olup    olmadığı     sorulmuştur.     Bunun  üzerine   şahıslar    bu    kapsamda bildirmeleri   gereken   herhangi   bir   eşyanın   olmadığını  söylemiş  ve   bu   durum,   ilgili görevlilerce   tutanağa    geçirilmiştir.   Görevlilerce     yapılan    arama    sonrasında    aracın şoför koltuğunun altına saklanmış vaziyette içerisinde para bulunan 18 adet paket ve yarım   kilo   ziynet   eşyası  ele   geçirilmiştir.   Söz   konusu   paketlerde   önemli   bir   kısmı dolar olan ve içinde bulunduğu gün itibariyle iki yüz milyar TL ye karşılık gelen mal varlığı ele geçirilmiştir. Söz konusu araçta bulunan üç şoför yapılmış olan sorgulama sonrasında bu paranın uyuşturucudan elde edildiğini itiraf etmiş, ayrıca kendilerinin
zarf başına elli dolar aldığını itiraf etmişlerdir.

Örnek Olay 2


Emniyet Genel Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığının yürütmüş       olduğu     bir  soruşturmada       bir   holding     çalışanının   İstanbul      Atatürk Havalimanından ülkemize     3,5  milyon     Mark    getirmesi    üzerine    söz   konusu    kişi havalimanında yakalanmıştır. Holding çalışanı şahıs getirmiş olduğu paralarla alakalı gümrük idaresine herhangi bir beyanda bulunmamıştır.

Parçalama Yöntemi

Suç örgütleri bu yöntemde karaparayı aklamak için ellerindeki parayı küçük parçalara bölmektedirler. Buradaki amaç  karapara ile  mücadele  eden  denetim mekanizmalarının ve finansal kuruluşların dikkatini çekmemek için bildirim tutarının altındaki miktarlarla işlem yaparak karaparayı aklamaktır.

1990   yılında   yaşlı  bir   Kolombiyalı  vatandaş   yanındaki   dört   kişi   ile   birlikte Avrupa   seyahatine   çıkar.   Avrupa’nın   birçok   ülkesini   ve   ünlü  şehirlerini   dolaşırlar. Seyahat süresince toplam 68   bankada yaklaşık 36   milyon dolarlık hesap açar,   yaşlı vatandaş son olarak gittiği Lüksemburg’da yetkili makamlarca karapara akladığı için tutuklanır.

Örnek Olay 1


Şüpheli A ve on arkadaşı değişik bankalarda kendi adlarına Dolar, Mark ve TL  hesapları  açtırmıştır.   Bu  şahıslar   değişik  şahıs  ve   firmalardan  diğer   ülkelerdeki kişi   ve   firmaların   hesaplarına     yatırılmak    üzere   efektifler   almışlardır.   Söz   konusu efektiflerin bir kısmını diğer ülkelerdeki kişi ve firmaların hesaplarına ihracat bedeli olarak   yatırmışlardır.   Efektiflerin   diğer   kısmıyla   ise   değişik   illerde   döviz   ve   altın ticareti ile uğraşan şahıslara satmışlardır.

Bu olay ile   ilgili MASAK görevlileri yapmış olduğu soruşturma neticesinde bir   rapor   hazırlamıştır.   Söz   konusu   raporda     şüpheli   A   ve   on   arkadaşının   değişik bankalarda Dolar, Mark  ve TL hesaplarını açtırdıklarını tespit   edilmiştir.  Ayrıca   bu banka     hesapları    aracılığı   ile  20.858.102      USD     ve   11.141.479     USD’     nin   çeşitli işlemlere ve sınır ötesi hareketlere tabi tutulduğu belirtilmiştir.

Örnek Olay 2


2000 yılında üç farklı ülkede uluslar arası yapılan bir uyuşturucu operasyonu çerçevesinde örgüt yöneticisi olan A ve B isimli şahıslar  ile örgüt üyesi olan on beş kişi   gözaltına   alınır.   Bu  şahısların   1999’da   önemli   miktarlarda   uyuşturucuyu   farklı ülkelerde   bulunan   suç örgütlerine   sattıkları  tespit   edilmiştir.   Operasyon   neticesinde şahıslar üç yıl hapis yatarak 2003 yılında serbest bırakılırlar. Operasyon kapsamında yapılan   incelemede   A   ve   B   isimli  şahısların   1992   ve   1996   yılları  arasında   meslek haline getirdikleri uyuşturucu madde ticaretinden ceza aldıkları, hapishane sürecinde tanıştıkları anlaşılmıştır.

Söz konusu   operasyon kapsamında A isimli  şahsın mal varlığıyla alakalı yapılan incelemede A isimli şahsın üzerine kayıtlı herhangi bir mal varlığı olmadığı saptanmıştır. A isimli şahıs uyuşturucudan elde ettiği gelirlerle çocukları adına çeşitli şirketler    grubu kurmuş,  ayrıca A  isimli şahsın yaklaşık    yüz   adet  gayrimenkulü yakınlarının adına satın aldığı tespit edilmiştir. A isimli şahıs bu süreçte çeşitli kamu kuruluşlarına ve vakıflara önemli miktarlarda bağışlarda bulunmuş, bununla birlikte 9   adet   okul   yaptırarak    devlete   bağışlamıştır.    MASAK   görevlileri A   isimli  şahıs, çocukları ve adlarına gayrimenkul alınan yakınları ile ilgili soruşturma başlatırlar.


Ödüncü Geri Verme Yöntemi

Bu   yöntemin   diğer   adı   oto   finans   yöntemidir.   Bu   yöntem   karapara   aklama sürecinin   ayırma   aşamasında   kullanılmaktadır. Suç   örgütleri   bu   yöntemde   nakit olarak çıkardıkları karaparayı banka hesaplarının gizliliği ve denetimin tam olmadığı bankalara yatırırlar. Karapara       aklayıcılar    kendi    ülkelerindeki bankalara yapmak istedikleri yatırımlar  için  diğer   ülkelerdeki banka    hesaplarını   teminat      gösterirler. Kendi ülkelerinden aldıkları kredilerle çeşitli yatırımlar yaparlar ve kredi geri ödeme zamanı   geldiğinde   kredilerini   geri   ödemezler ya da başkasına   kefil   olarak   dolaylı almış oldukları kredileri ödemezler. Bu durumda kredi çekilen banka kendisine kredi karşılığı   teminat     olarak    gösterilen     ve  diğer    ülkede    bulunan     paraya    haciz    koyar.

Karapara aklayan suç örgütleri böylece  yapmış oldukları yatırımla veya bu  yatırımı satarak elde etmiş oldukları karaparayı aklamış olurlar. Ödüncü geri verme yöntemini ilk olarak ABD’de 1920’li yıllarda Al Capone kullanmıştır.   Al   Capone,   mali   danışmanının   yönlendirmesiyle  İsviçre   bankalarında hesap açmıştır   ve   ABD‘ de   yapmış  olduğu   yatırımlar   karşılığında   kredi almak   için ABD bankalarına     İsviçre’deki       hesaplarını     teminat     göstermiştir.      Almış     olduğu
krediler   ödenmeyince   ABD   bankaları  İsviçre’deki   bankalarda   gösterilen   teminata haciz koydurmuştur.

Başka bir aklama olayında Kanada’dan fiziki olarak İngiltere‘ye   getirilen nakit   paralarla   Manş   Adalarındaki  şirketleri   adına   hesaplar   açılmıştır.   Bu hesaplar teminat gösterilerek Kuzey      Amerika’daki emlak şirketlerine kredi çekilmiştir.

Çektikleri  krediyi ödemeyen emlak şirketlerinin İngiltere’deki hesapları haciz edilmiştir.   Sonuç   itibariyle karapara aklanmış ve emlak  şirketlerine sermaye olarak aktarılmıştır.


Paravan Şirketler Kurularak Hayali İhracat Yapılması

Paravan ve   hayali  şirketler    hiçbir  şekilde     üretim    ve   ticari  faaliyete   konu olmayan,  denetim  sisteminin eksik işlediği ve  sır saklama yükümlüklerinin bulunması nedeniyle   belirlenmesinin       zor    olduğu      ve   sınır    ötesinde     kurulan şirketlerdir. Bu şirketlerin en önemli özelliği kâğıt üzerinde olmalarıdır. Bu  şirketler hiçbir   şekilde     ticaret  yapmaz      ve   üretim    faaliyetlerinde    bulunmaz. Bu   şirketlerin kurulmasının asıl amacı suç örgütlerinin fiziken yurt dışına çıkarmış oldukları fonları çeşitli ticari faaliyetlere konu olmamasına rağmen ticaret faaliyeti yapıyor göstererek karaparayı aklamaktır.

Bu yöntemde suç örgütleri paravan ve   hayali  şirketler kurarak birçok ticaret ve   üretim   faaliyeti yapmış  gibi   göstermelik   belgeler   düzenler.   Bu   yüzden karapara aklama   suçu   ile   mücadele   eden   kurumların   karaparanın   hareketlerini   takip   etmesi zorlaşacaktır. Yani karapara aklayan suç örgütleri kurmuş oldukları paravan şirketler sayesinde        birçok      belge      düzenleyerek         karaparanın       izlerinin      bulunmasını zorlaştırmaktır.456 Suç örgütleri bu   yüzden kurulması birkaç yüz dolar kadar az   bir masrafı olan birçok paravan şirket kurarak, bu paravan şirketler arasında sayısız fon aktarımı yaparlar. Bu durum karaparanın takibini zorlaştırır.

Suç    örgütleri    paravan    şirketlerini     karlı   şirketler   olarak    göstererek     vergi verebilirler.   Neticede   haksız   bir  şekilde   kazanılan   karapara   aklanmış   ve   yasal   bir kaynaktan elde edilmiş görüntüsü verilmiştir. Bununla birlikte suç örgütleri kar oranı yüksek   ve   düşük   olan   farklı  şirketler   kurarak   spekülasyonlar   yaparlar.   Bu   durum neticesinde değerlenen yatırımlar ile karapara aklanmış olur.

İspanya’da görülmekte  olan bir davada  bir   suç   örgütünün elde ettiği karaparayı aklamak için yaklaşık 500 paravan şirket kurduğu ve bu şirketler arasında birçok fon alım satım işlemini gerçekleştirdiği tespit edilmiştir.


Örnek Olay 1

MASAK  yapmış     olduğu    denetimler     sonucunda       yüzün    üzerinde    şirketin karapara   akladığını   tespit     etmiştir.   Yapılan   denetlemelerde   söz   konusu şirketlerin Avrupa Birliği Ülkelerine yönelik ihracat faaliyetlerini yürüttükleri bu şirketlerin çokyüksek ihracat geliri elde ettiklerini beyan ettikleri belirtilmiştir. Bu ülkelerle yapılan bilgi   alışverişi   neticesinde   ülkemizde   yüksek   ihracat   geliri   elde   etiğini   beyan   eden şirketlerin Avrupa Ülkelerindeki ihracat yaptıkları şirketlerin söz konusu ihracatı çok düşük   tutarlarda   gösterdiği   tespit   edilmiştir.   Ortaya   çıkan   bu   çelişkili   durumda   bu şirketlerin karapara akladıkları belirtilmiştir.

İhracat   yapılan Avrupa  ülkelerindeki mali denetimin etkin olmaması ihracat yapılan     firmaların    beyanlarının     doğruluğu     konusunda      kanaat   oluşturmuştur.      Söz konusu  şirketler ihracat   yoluyla bir yandan yüksek faturalandırma yaparak karapara aklarken     diğer   taraftan    yüksek    faturalandırmadan       dolayı   haksız    vergi   iadesi   de almışlardır.

Örnek Olay 2


Aralık     1992    de  kolluk    makamlarına       yapılan    ihbarda    Kısmetim     Bir   adlı gemide      önemli    miktarlarda    eroin   olduğu    ve   söz  konusu     eroinin   Dubai’den     yola çıkarak   ülkemiz   üzerinden   Avrupa’ ya nakledileceği   söylenmiştir.   Bunun   üzerine yapılan operasyon   sonucunda   gemi   mürettebatı   operasyonu   önceden   haber   alması nedeniyle söz konusu gemiyi 3 ton 100 kilo eroinle batırmışlardır.

Kısmetim Bir adlı gemide yüklenen malların ihracat değeri 115 milyon dolar olarak gösterilmiştir. Bu durumda ihracattaki vergi iadesinin kapsamında 13 milyon USD değerinde vergi iadesine hak kazanılmıştır. Görüldüğü gibi toplam olarak 126 milyon USD değerinde ki karaparanın aklanması istenmektedir

Örnek Olay 3

Yapılan     bir  vergi  incelenmesinde      bir  grup   kişi  tarafından    çeşitli  paravan şirketler aracılığıyla ihracat faaliyetleri yapıyor izlenimi verildiği ancak herhangi bir ticari faaliyete  rastlanılmadığı  tespit   edilmiştir.   Konu   ile   alakalı  olarak   MASAK’   a bilgi verilmiştir.

MASAK   yapmış   olduğu   çalışmalar   neticesinde   üç   kişilik   bir   grubun   hayali ihracat    faaliyetleri   yürüttüğü   ve   bu şekilde   devletten   haksız    vergi   iadesi   aldığını tespit etmiştir. Söz konusu üç kişiden A isimli şahıs ihracatçı firmalara sahte faturalar temin ederek bu firmaların  haksız vergi iadesi almalarını sağlamıştır. A isimli şahıs vergi iadesi sağladığı firmalardan yapmış olduğu bu  işlemler  karşılığında komisyon almaktadır. Söz   konusu    komisyon   A     isimli şahsın    bir  yakınının    banka   hesabına aktarılmaktadır. B isimli  şahıs ise kurmuş olduğu paravan  şirketler üzerinden aldığı vergi    iadesini  gizlemek     için  yakınlarının    hesapları   üzerinden     parayı   dolaştırarak kendi     hesabına    satmaktadır.     C    isimli  şahıs    ise  söz   konusu    şirketlerin    mali müşavirliğini      yaparak    bu   şirketlere    sahte   fatura   temin    etmiş   ve   bu   işlemler neticesinde almış olduğu  ücret   karşılığında eşinin   adına gayrimenkul satın  almıştır.

Konu      ile  alakalı    olarak   adli   makamlara bilgi verilerek gerekli soruşturma başlatılmıştır.


Sahte Fatura Kullanarak Aklama

Bu   yöntemde   karapara   aklayıcılar   diğer   bir   ülkedeki şirketlerden   mal alıyor ve    satıyormuş      gibi  sahte    veya   şişirilmiş    faturalar    kullanarak     karapara     aklamayı amaçlamaktadırlar. Bu yöntemde yurt dışındaki     para    ile   ithalat   ve   ihracat yapılıyormuş gibi sahte  faturalar kullanılmakta ve karapara aklanmaktadır. Sahte fatura kullanımını gizlemek ve karaparanın takibini zor hale getirmek için karapara aklayıcılar ithalat veya ihracat yapmış oldukları paravan şirketlerle diğer ülkelerdeki paravan     şirketler    arasında     da  ticaret   yaptığına   dair   faturalar   düzenlemektedirler. Karapara   aklayıcıların   herhangi   bir   ticari   faaliyete konu olmadan   ihracat yapıyor göstermek için sahte fatura düzenlemeleri durumunda hem karapara aklanmış, hem de haksız bir şekilde vergi iadesi alınmış olmaktadır.

Örnek Olay

Kolluk  kuvvetlerine yapılan bir  ihbarda A isimli  şahsın    bir  otelin   sahibi olduğu, söz konusu şahsın yabancı uyruklu kadınları pasaportlarını gasp ederek alıkoyduğu ve bu yabancı uyruklu kadınlara zorla fuhuş yaptırdığı, A isimli şahsın bu yolla geçimini sağladığı söylenmiştir.

İlgili kolluğun ihbar üzerine  şüpheli A ya ait otelde yapmış olduğu aramalar neticesinde      otelde   kalan    yabancı    uyruklu     bayanlara     rastlanılmıştır.    Ayrıca   şahıs üzerinde   bulunan   19.765   USD   ve   50   Marka   el   koyulmuştur. Şüpheli şahıs A   ise vermiş olduğu ifadesinde söz konusu paranın otel işletmeciliği faaliyetlerinden elde edildiğini beyan etmiştir.


Borç Alacak Yöntemiyle Karaparanın Aklanması

Bu   karapara   aklama   yönteminde suç örgütleriçift taraflıdanışıklı biçimde borç  alacak   ilişkisi   içerisine   girerek    borçlu    veya    alacaklı    sıfatı  ile  karaparayı aklamaktadırlar.

Bu   yöntemde   suç   örgütleri  suç   neticesinde   elde   ettikleri  gelirleri  nakit   para yerine   çek-senet   gibi   kıymetli   evraklarla   tahsil   eder.   Elde   ettiği   çek   ve   senetleri özellikle     yoğun    işlem    hacmine     sahip   iş   yerlerinin   mutemetlerine       teslim   ederler.

Kendilerine çek verilen mutemetler kendi çalıştıkları şirketlerin adına işlem yaparmış gibi    çeki   tahsil   ederek     karaparanın     aklanmasına       yardımcı     olurlar.    Bu   aklama sonucunda   çalıştığı   kurumun   güvenine   kötüye   kullanan   mutemet   ise   almış   olduğu risk karşılığında komisyon almaktadır.

Suç   örgütleri ayrıca   adli   yargı  makamları  aracılığı  ile   sahte   bir   borç   alacak işleyişi   içerisinde karapara aklamaktadırlar. Örneğin bir  suç  örgütü    fiziken   nakit halde çıkarmış    olduğu     karaparayı     yurtdışında     özellikle    mali   denetimin yetersiz olduğu  ve  bankacılık     sırları   prensibinin     hâkim    olduğu     ülkelerde     açmış    olduğu paravan  şirketlerin  hesabına   yatırırlar.   Bu  şirketlerle   ticaret   yaptığını   ve   kendisine borcunu   ödemediğini   belirten   suç   örgütü   bu  şirketlere   karşı   alacak   davası   açarak alacağını tahsil etmek ister. Yargı sürecinde ise karara bağlanarak ya da uzlaşma yolu ile   sahte   borcu   resmi   bir   biçimde   tahsil   ederek   karaparayı   aklamış   olmaktadırlar.

Günümüzde   adli   işlemlerin   uzun   sürmesi nedeni ile suç örgütleri daha çok  tahkimusulüne başvururlar. Karaparayla mücadele eden kurumların bu aklama yönteminde taraflar arası karşılıklı anlaşma olması nedeni ile   delil ve iz sürmesi zor  bir  durum olmaktadır.

Örnek Olay 1


MASAK   görevlilerince   yapılan   bir   denetlemede   A   isimli   bankanın   birçok firmaya   verdiği   yüksek   tutarlı   kredilerin   temin   edilmediği   tespit   edilmiştir. Bunun üzerine yapılan    araştırmada bu bankadan kredi alan dört büyük firmanın B bankasının ortakları olduğu tespit   edilmiştir. Bu  durum üzerine    araştırma genişletilerek B bankası hesapları incelendiğinde aynı şekilde B bankasından yüksek miktarlarda kredi alan dört farklı firmanın kredilerini geri ödemedikleri görülmüştür. Söz konusu dört firmanın A bankasının ortaklarına ait firmalar olduğu belirlenmiştir. Bu   iki   bankanın   konuyla   alakalı   işlemleri   incelendiğinde her iki bankadan çekilen kredi tutarlarının birbirlerine yakın olduğu görülmüştür. A ve B bankalarının ortaklarının söz konusu bankalarda bulunan paraları haksız bir  şekilde elde ettikleri anlaşılmıştır. Bankalardan kredi çeken firmaların paravan şirketler olduğu ve faaliyet yürütmedikleri   tespit   edilmiştir.   Banka   sahiplerinin   bu  şekilde   karapara   akladıkları tespit edilerek gerekli adli soruşturma başlatılmıştır.

Örnek Olay 2


Kolluk      kuvvetleri     bir  suç    örgütü    üzerinde     yapmış     olduğu     operasyon neticesinde bir grup kişiyi gözaltına almıştır. Söz konusu kişilerin tehdit ve zorlama yoluyla   altı  kişiden   10   bin   TL   değerinde   iki   adet   senet   ve   bir   adet   otomobil   gasp ettikleri tespit edilmiştir. Suç örgütlerinin elde ettiği gelirlerle ilgili MASAK’ a bilgi verilmiştir.

MASAK yapmış olduğu araştırmalar neticesinde bu kişilerin suçtan   elde edilen gelirlerin bir kısmını bölüştüklerini, kalan kısmıyla ise teminat göstererek yeni bir otomobil aldıklarını   saptamıştır. Bu  kişilerin karapara aklama suçunu işlediklerinin anlaşılması üzerine konuyla ilgili adli makamlara bilgi verilerek gerekli soruşturma başlatılmıştır.

Örnek Olay 3

Kıbrıs’ta   bulunan   First   Merchant   Bank’  ın   yapılan   bir   araştırmada   Rusya, İtalya, Türkiye, Orta Doğu ülkeleri arasında gerçekleşen uyuşturucu ticaretinden elde edilen paraları aklamakta aracı olarak kullanıldığı belirtilmiştir. Bunun üzerine FMB’ nin   kurucu  şirketlerinin   Bahama   ve   Virgin   Adaları  merkezli   olduğu   bu  şirketlerin sahiplerinin       bir    ailenin     fertleri    olduğu      anlaşılmıştır.      FMB’       nin     önemli müşterilerinden   birisinin  İtalya’   da   uyuşturucu   ticareti   suçundan   tutuklanması   bu bankalar      üzerindeki     şüpheyi     artmıştır.    Belirtilen    bankanın     kurucuları     olan    aile fertlerinin kendi paralarını diğer   ülkelerin bankalarından elde   edilen krediymiş gibi Kadıköy’de   bulunan   bir   Türk   bankasının          şubesine   gönderdikleri   tespit   edilmiştir. Dava sonucunda belirtilen aile öncelikle hapis cezasına çarptırılmış daha sonra ise bu karar Yargıtay tarafından bozulmuştur.


Japon Karıncalar Yöntemi

Bu yöntemle suç örgütleri elde etmiş oldukları kara parayı aklamak için örgüt üyelerine   karaparayı  dağıtırlar.   Kendilerine   para   verilen   bu   kişiler   gitmiş  oldukları başlıca   turizm   amaçlı   ülkelerde   değerli   ve   taşınması   kolay   olan   lüks   mallar   satın alırlar ve satın alınan bu   malları suç örgütlerine teslim ederler. Suç örgütleri de bu değerli   malları   gözde   alışveriş   merkezlerinde   bulunan   lüks   eşyalar   satan   alışveriş mağazalarına satarlar. Böylece karapara aklanmış olur.

1942 yılında Fransız resmi görevlileri Japon suç örgütlerince çeşitli suçlardan elde   edilen   yaklaşık   400   milyon Fransız   frankı  değerinde   karaparanın   bu   yöntemle aklandığını tespit   ederler.  Buna  göre Japon karıncalar   adı  verilen bu   kişiler   Paris’e 485 MASAK,“Suç Gelirlerinin Aklanmasında Kullanılan Tipolojiler”, giderek   parfüm,   değerli   taşlar,   takı   gibi   lüks   eşyalar   satın   alırlar.   Satın   alınan   bu eşyalar    Japonya’ya      götürülür     ve  suç   örgütleri   vasıtası   ile  buradaki    lüks   alışveriş merkezlerinde satılır.


Döviz Büfeleri

Yetkili   müessese   olarak   da   adlandırılan   Döviz   Büfeleri   kambiyo   mevzuatı hükümlerine göre faaliyet   gösteren ve  döviz alım  satım  işlemlerinin   yapıldığı ticari işletmelerdir. Önemli bankacılık işlemlerinden biri olan döviz alım ve satım işlemleri son zamanda bu konuda uzman ve daha karlı işletmeler olan döviz büroları aracılığı ile yapılmaktadır.

Döviz büfeleri nakit kullanımın yoğun olması nedeni ile günümüzde karapara aklayıcıları tarafından aklama amaçlı tercih edilmektedir. Suç örgütleri döviz büfeleri aracılığı ile farklı değerlerdeki banknotları diğer banknotlara çevirerek ya da başka ülkelerin para birimlerine  dönüştürerek karapara    aklama     sürecine    başlamakta ve karaparanın   izlerini kaybettirmektedirler.  Küçük   formundan   büyük   forma   geçen veya bir ülke para biriminden başka bir ülkenin para birimine dönüştürülen karapara kaynağından   uzaklaştırılmış  olur.   Günümüzde   özellikle   Avrupa   birliği   yaygın   para birimi olan Euro kullanımı bu durumu kolaylaştırmaktadır.

Döviz büfelerinin açılması bankaların kurulmasına göre daha kolay ve daha düşük maliyet gerektiren bir durumdur. Ayrıca döviz büfeleri bankalara oranla daha az denetlenmektedir. Günümüzde  döviz    büfeleri döviz alım satım  işlemlerinin yapılması dışında Euro çek, seyahat çekleri ve şahıs çekleri gibi ticari değerler ile de alım satım yapabilmektedir. Suç örgütleri nakit paralarını bu tür değerlere dönüştürerek farklı  ülkelerin mali sistemlerine bu araçlarla karaparayı entegre etmektedirler.

ünümüzde birçok ülkede döviz büfelerinde altın ve değerli taşlarda satılmaktadır. Bu imkânlar karapara aklayan suç örgütlerinin yararına olan bir durum oluşturmaktadır. Karaparanın nakit    formundan altın veya değerli taşlara dönüştürülmesi yoluyla uzaklaştırılmasını sağlayan suç örgütleri karaparayı aklamış olacaklardır.

Örnek Olay

1996   yılında   Atatürk Havalimanı’nda önemli   bir   miktarda   döviz   taşıyan   bir kişinin yurda    giriş  yapacağı     ihbarının    gelmesi    üzerine    polis   bir  bayan    şahsı yakalamıştır.   Yapılan   arama   sonucunda   söz   konusu   bayan  şahıs   28   milyar   dolarla yakalanmıştır. Kendisinin kurye olduğunu kuryelik yaptığı her iş başına 3 bin Gulden para aldığını ve şu ana kadar elli iki defa bu amaçla yurda giriş yaptığını söylemiştir. Yapılan     sorgulama      neticesinde    22   yaşındaki    kurye    söz   konusu    paraların   eroin satışından elde edilen para olduğunu ve bu parayı kapalı çarşıdaki bir döviz bürosuna götüreceğini itiraf etmiştir.


Borsa Ve Borsa Araçlarının Kullanılarak Karapara Aklama Yöntemi

Sermayenin  liberalleşmesi ile  günümüzde sermaye sınırlara   takılmadan uluslar arası   para  piyasalarında dolaşabilmektedir. Özellikle yatırım imkânlarının teşvik    edildiği   ülke piyasalarında yoğunlaşan sermaye akışı  günümüzde mali piyasaların birbirleri ile iç içe geçmesi etkisiyle de para piyasalarını hassas bir  hale getirmiştir. Bu nedenle herhangi bir  ülkenin    mali   piyasalarında meydana  gelen olumsuz bir  durum diğer ülkelerin mali   piyasalarına    da  olumsuz etki edecektir.

Ayrıca uluslar arası mali piyasalarda istikrarsızlık ve  ekonomik krizlere yol açabilmektedir. Günümüzde borsa yoğun işlem hacmi  nedeniyle    karapara    aklayıcılar   için tercih   edilen  bir   araç   olmuştur. Yoğun   işlem   hacmi   nedeni   ile   karaparanın   izinin bulunması  zorlaşmakta      ve  kaynağının     gizlenmesi     kolay    bir  durum     olmaktadır. Karapara  aklayıcılar   borsada    çeşitli  aracı   kurumlar   sayesinde     işlemler   yapmakta karaparayı  kaynağından      uzaklaştırmaktadırlar. Özellikle    kambiyo     görevlilerinden yararlanılarak karapara fiziki olarak hisse senedine dönüştürülebilir. Alınan bu hisse senetleri ile   suç    örgütlerine ait olan şirketler üzerinden çeşitli işlemler yapılmaktadır.

Temel   hak     ve   özgürlüklerin    güvence   altına   alındığı   hukuk    devletinde,   devlet vergilendirme        yoluyla     mali    kaynak     sağlarken,      ekonomiye       müdahale      ettiği durumlarda       kişilerin  temel    hak   ve  özgürlüklerini     sınırlandırabilir.   Bu    bakımdan  vergilendirme       ile  gerçekleşmesi      mümkün      bir  sınırlamanın     ölçütleri,   demokratik hukuk   devletlerinde   anayasalarla  güvence   altına   alınmaktadır. Vergilendirme   ile ilgili  ilkelerin   anayasalarda     yer   alması,   kişileri  devletin   egemenlik     gücüne     karşı korumakta,        onların     hak    ve   özgürlüklerinin       korunabilmesi        bakımından       önem
taşımaktadır. Hukuk devletinde kişiler, devletin vergilendirme yolu ile temel hak ve özgürlükler alanlarına yaptığı müdahaleleri önceden görerek, durumlarını buna göre ayarlayabilmektedirler.

Vergi     ödevi    başlığını   taşıyan    1982    Anayasasının      73.   maddesi,     sosyal    hukuk devleti     ilkesi  doğrultusunda   vergi       ödevine    egemen      olan   temel   anayasal   kuralları kapsar. 73. maddenin temel vergilendirme ilkeleri, verginin genelliği ilkesi, verginin yasallığı   ilkesi,  mali    güce   göre    vergilendirme      ilkesi,  vergi    yükünün     adaletli   ve dengeli dağılımı ilkesi ve verginin kamu giderlerinin karşılığı olması ilkeleri şeklinde belirlenmektedir.       Her    ne   kadar   bu   ilkeler  birbirlerinden     ayrı   gibi  gözükseler   de, sosyal      hukuk      devleti    ve    eşitlik   ilkelerinden      türemektedirler       ve    dolayısıyla birbirlerinden kesin çizgilerle ayrılması oldukça güç olan ilkelerdir.

Verginin Yasallığı İlkesi

Vergilerin yasallığı ilkesi, yasa koyma gücüne sahip olan organın vergilendirme yetkisini   kullanmasıdır.   Anayasamızın   73.   maddesin  3.   fıkrasında   yer   alan   “vergi, resim,   harç   ve   benzeri     yükümlülükler   kanunla   konulur,   kaldırılır   ve   değiştirilir.” hükmü ile ifadesini bulan ilke bize, herhangi bir verginin alınabilmesi için öncelikle yasaya      dayalı    olması    gerektiğini     anlatmaktadır.      “Yasada       yazılı  olmadan       vergi alınmaz.”   (Nullum   tribitum   sine   lege   scripta)   kuralı   pek   çok   ülkenin   anayasasında yer almaktadır.”

Kanunsuz vergilerin alınamayacağı kuralının kökeninde “temsilsiz vergi olmaz” ilkesi ve “hukuki güvenlik ilkesi” yer almaktadır. Buna göre temsilsiz vergi olmaz ilkesinin   arka   planında   vergi  yükümlülerinin   yasama   organında   temsil   edildikleri, dolayısıyla   kendi   haklarında  getirilen   vergilere   rıza   gösterdikleri   varsayımı   kabul edilirken, hukuki      güvenlik  ilkesinde   yükümlünün,         vergi     idaresinin     keyfi uygulamasına karşı (geriye yürütme, yorum, kıyas konularında) korunması gerektiği anlaşılmaktadır.

Verginin   yasallığı   ilkesi,   vergilere   ilişkin   düzenlemelerin   gerek  şekli   ve   gerek maddi   anlamda   kanunla   yapılmasını   zorunlu   kılmaktadır.   Bu   ilke   keyfi   ve   takdiri uygulamaları önleyerek, yaptırımların kanunlarda yer almasını sağlamakta ve bireyin bu     anlamda özgürlüklerini koruyan      güvenlik     sınırını    oluşturmada       önem     arz etmektedir. Böylece     vergilerin     milletçe    kendilerini    temsil    etmeleri    için  seçerek belirledikleri yasama organı tarafından konulabilmesi ile vergilendirmede keyfiliğin yerini   yasal temsil ve hukukun üstünlüğü almıştır. Bunun böyle olması, verginin dayanağını       kamu     hukukunda bulup     etkisini   kamusal      alanda    ve   kişilerin    özel hayatlarında       hissettirmesi  bakımından       önem     kazanmaktadır.        Verginin     yasallığı ilkesinin     fiili  olarak  anlam  ve  hayat    bulabilmesi     için   salt  bu   düzenleme      yeterli olmayıp       ayrıca    yasal idare  ilkesi   ile   birlikte    düşünülmesi       ve    uygulanması gerekmektedir.   Yasal   idare   ilkesi   kısaca   yönetimin  tüm   eylem   ve   davranışlarında yasaların egemen olması, yönetimin temel kuruluşlarının ve yönetim ile yönetilenler arasındaki ilişkilerin yasa ile düzenlenmesi anlamına gelmektedir.

Vergide     kanunilik     temel    hak   ve  hürriyetlerin    garantilerinden      birini   oluşturur.
Ancak, verginin kanunilik ilkesi çerçevesinde  şekillenmesi her  şey demek değildir. Bir   hukuk devletinde   vergi   kanunilik   ilkesi   çerçevesinde  şekillense   bile   mülkiyet, çalışma, sözleşme hakları gibi temel hak ve hürriyetlerinin zedelenmemesi gerekir.

Vergilendirmenin         temel    hak   ve   hürriyetler   üzerindeki     sınırlayıcı   etkisi   vergilerin kanuniliği      ilkesinin    asli  gerekçesini     oluşturmaktadır.     Bu    sebeple    vergilerde kanunilik      ilkesinin    varlığı,   vergi   ile  temel    hak    ve   özgürlükler     arasındaki     sıkı etkileşime dayanmaktadır.


Vergi ve benzeri mali yükümlülüklerin ancak kanun ile yapılabileceği kuralının istisnaları yine Anayasada düzenlenmiştir. Verginin yasallığı ilkesinin Anayasamızda üç   istisnası   vardır.   Bu   istisnalardan   birincisi:   73.   maddenin   4.   fıkrası   ile   Bakanlar Kuruluna        tanınan    yetkidir.    Buna     göre;   Vergi,     resim,     harç    ve   benzeri    mali yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisi Bakanlar Kuruluna   verilebilir.   Buradan   hareketle,   Bakanlar   Kurulu   takdir   yetkisini,   yasal sınırlar içerisinde, eşitlik ilkesine uygun, kamu yararı gözeterek, gerekçeli olarak ve yasada ki özel koşulları dikkate alarak kullanmalıdır.


Uygulamada   Bakanlar   Kurulu’nun   kendisine   verilen   bu   yetkiyi,   verginin   esas öğelerinin      özüne     yönelik     düzenlemeler       yaparak     aşabildiği,    bundan      dolayı   da Anayasanın         bu   istisnai    kuralı    daha    açık    bir   hale    getirmesi     gerektiği     ileri sürülmektedir.Yasallık   ilkesinin   ikinci   istisnası   Anayasanın   91.   maddesinin   birinci fıkrasında düzenlenmiştir.       İlgili  madde      hükmüne      göre    TBMM,       sıkıyönetim     ve olağanüstü hallerde      vergi   ödevine     ilişkin    olarak    Bakanlar     Kuruluna       kanun  hükmünde kararname   çıkarma   yetkisi verebilmektedir. Pek tabi Bakanlar   Kurulu bu   yetkiyi Anayasal sınırlar içerisinde kullanmak durumunda kalacaktır.


Üçüncü       ve    son    istisna,    Anayasanın        167.    maddesinin       ikinci    fıkrasında düzenlenmiştir.   Buna   göre   “Dış  ticaretin   ülke   ekonomisinin   yararına   olmak   üzere düzenlenmesi amacıyla ithalat, ihracat ve diğer dış ticaret işlemleri üzerine vergi ve benzeri yükümlülükler dışında ek mali yükümlülükler koymaya ve bunları kaldırmaya kanunla  Bakanlar  Kuruluna      yetki   verilebilir.”    Burada     her   ne   kadar    Bakanlar Kuruluna ek mali yükümlülükler koyma ve kaldırma yetkisi verilmiş olsa da, bu ek mali    yükümlülükler Anayasanın      73.   maddesinde       yer  alan   vergi,   resim,    harç   ve benzeri mali yükümlülüklerin dışında tutulmuştur. Fakat yine de Bakanlar Kuruluna böylesine      geniş  bir  yetkinin     yasama     organı    tarafından     devredilmiş  olması        da, verginin yasallığı ilkesinin istismar edilme ihtimali bakımından düşündürücüdür.

Verginin Mali Güce Göre Alınması İlkesi

Anayasanın       73.   maddesinin      ilk  fıkrası  “Herkes,      kamu    giderlerini    karşılamak üzere,    mali    gücüne    göre,    vergi   ödemekle      yükümlüdür. ”  demek         suretiyle  ödeme gücünü anayasal bir ilke haline getirmiştir. Bu ilke öğretide ödeme   gücü olarak da adlandırılmaktadır.        Mali   güç    ile  ödeme    gücü    arasında    bir   fark  olup    olmadığı zaman   zaman   tartışma   konusu   yapılsa   da   gerek   öğreti   gerekse   uygulamada   bu   iki terim birbirinin yerine geçmiş durumdadır. Vergi      ödeme       gücü,     vergilemede      adaletin sağlanmasında         öne     sürülen yaklaşımlardan        “ödeme      gücü    yaklaşımı”      ile  ilgili  bir  kavramdır.      Ödeme      gücü yaklaşımı,      gelir   dağılımında       adaletin sağlanmasına       yöneliktir.    Vergi     yükünün mükelleflere   adil      bir şekilde bölüştürülmesini   ve   vergilemede   mükellefin   vergi ödeme gücünü esas alır. Vergi ödeme gücünün belirlenmesinde mükellefin geliri, serveti ve harcamaları göz önünde tutulur.



Vergilemede ödeme gücü ilkesinin temelini oluşturan “ödeme gücü” kavramının tanımlanması büyük   önem   arz   etmektedir.   Ödeme   gücü  kavramına   ilişkin   birçok tanım   yapılmıştır. Anayasal   ilke   olarak   ödeme   gücü   kavramına   ilk  kez   yer   veren 1947 tarihli İtalyan Anayasasında bu ifadenin yer almasında önemli katkısı bulunan B.   Griziotti,   “ödeme   gücü, vergi   vermek   mecburiyetinin   sebebi   olacaktır.   Herkes kendi   ödeme   gücüne   göre  kamu giderlerine   iştirak   etmeğe   mecbur   olduğuna   göre, herkes   devlete   aynı   miktarı vermeyecek,   ancak   ödeme   gücünün   belirttiği   hallerin eşitliği halinde ödemede bulunacak ve belirli ödeme gücü olmayanlar, vergiden muaf tutulacaktır”   ifadeleriyle kavramı tanımlamaya çalışmıştır.

Malî güce        göre      vergilendirmede,        vergi,     yükümlülerin        ekonomik        ve kişisel durumlarına        göre    alınmaktadır.     Bu    ilke,   mali    gücü    fazla   olanın,    az olana oranla   daha   fazla   vergi   ödemesi   gereğini   belirler.     "Mali   güç", Anayasa'da tanımlanmamakla          birlikte,   genellikle     ödeme     gücü     anlamında kullanılmaktadır.

Verginin   malî   güce   göre   alınması,   aynı   zamanda   eşitlik   ilkesinin   vergilendirmede uygulama aracıdır.

Anayasa   Mahkemesi;         vergiyi   çağdaş  devletlerin;     sermaye     birikiminin    teşviki, gelişme hızının arttırılması, fiyat istikrarının sağlanması (enflasyonun düşürülmesi), işsizliğin önlenmesi,    ödemeler     dengesi    açığının   giderilmesi     ve  tüketim    yapısının ıslahı gibi temel sosyo-ekonomik amaçlara ulaşmasında etkin bir politika aracı olarak görmektedir. Ancak, bu amaçlara ulaşmak için vergilendirme yetkisinin kullanılması sırasında hem anayasal hem de vergisel ilkeler olan mali güce göre vergilendirmede eşitlik,   vergilemenin   genel   olması   ve   vergi   yükünün   adaletli   ve   dengeli   dağılımı ilkelerine titizlikle uyulmalıdır.

Her    ne   kadar   Anayasa,     vergi   salınırken    "mali   güç    ilkesinin"    gözetilmesini emretmiş olsa da uygulamada, özellikle kazanç üzerinden alınan vergilerde mali güç ilkesinin yaşama aktarılmış olduğunu söylemek pek de mümkün değildir. Özellikle kazanç vergilemesinde, kazanç veya iratları üniter yapının dışına çıkartan beyan dışı bırakma, nihai vergiyi stopaj yolu ile alma gibi düzenleme ve uygulamalar mali güç ilkesini zedelemektedir. Öte yandan dolaylı vergiler, doğal olarak içerisinde mali güç     ilkesini   barındırmadıklarından,         bu   vergilere    hakim olacak     ilkeler,  dolaysız vergilerde   olduğu   gibi   anayasal   ilke   düzeyinde   pek   fazla düzenlenmemiştir.   Türk vergi sisteminde dolaylı vergilerin ağırlıkta olması, Anayasa ile oluşturulmak istenen sistemle de bu açıdan bağdaşmamaktadır.

Verginin Genelliği İlkesi


Anayasa m.73/1’de ,         “Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre,   vergi ödemekle   yükümlüdür.”   ibaresinde   yer   alan   herkes   kavramı,   anayasal vergilendirme ilkelerinden    biri  olan    genellik    ilkesini   ifade   etmektedir.     Yani    bu ilkeyle, ırk, sınıf, cinsiyet vb. konularda herhangi bir ayrım gözetilmeksizin herkesin vergi    mükellefi     olması esası   benimsenmiştir.       Ancak    bu   düzenleme      ile  istisnasız herkesin vergi mükellefi olması gerektiği gibi   yanlış bir sonuca varmamak gerekir. Çünkü maddede ki “herkes” ibaresi ile kast edilen, vergi ödeme gücü bulunan ve vergi kanunlarının vergiye bağladıkları olayla ve hukuksal durumla ilişki kuranlardır. Verginin      herkesten     alınması     veya    verginin    genelliği    ilkesi,  vergi    yükünün

toplumun       bazı   kesimleri     üzerinde     birikmesinin      önlenmesi      ve   oldukça     adil  bir
biçimde ülkede ki bütün gerçek ve tüzel kişilere yaygınlaştırılması çabasıdır. Bu ilkeyle      ülke sınırları    içerisinde     yaşayan      herkesin      vergi    yüküne      katılması öngörülmektedir. Bu durum      ülkede    ki  kamu     hizmetlerinden       hiçbir   sınırlama olmaksızın herkesin yararlanıyor olmasından kaynaklanır.

Ekonomik,        sosyal,    siyasi   ve   teknik    nedenlerle      vergi   kanunlarına getirilenmuafiyet ve   istisnalar   ile   bazı   durumlarda   mükellef,   bazen   de   vergi   konuları   vergi kapsamı  dışında     tutulabilmektedir.       Bu     gibi   durumlarda       verginin     kapsamı daraltılmış olmasına rağmen, genellik ilkesinin ihlal edildiği iddiası pek tabi yerinde olmayacaktır.

Ancak   bu    muafiyet     ve   istisnalar,   Anayasanın       diğer   hükümlerine dayanmalıdır.        Şöyleki       tarım      ve    çiftçinin     korunmasına         yönelik      vergisel düzenlemelerin, Anayasanın 45.maddesine dayanması, her ne kadar vergilendirmede genellik     ilkesini  zedeliyor     gibi   görünüyor      olsa    da,  burada     Anayasanın       diğer hükümlerinde belirtilen amaçların gerçekleştirilmesi hedef alınmaktadır.

Verginin Adaletli ve Dengeli Dağılımı İlkesi


1982     Anayasasına       göre   vergi   yükünün      adaletli  ve    dengeli    dağılımı,    maliye politikasının sosyal amacıdır. Bu ilke esas itibariyle Anayasanın sosyal hukuk devleti ilkesine atıfta bulunan 2. maddesinin, vergi ödevine ait bir ilke olarak somutlaşmış versiyonudur. İlkeyle, maliye ve vergi politikalarının amaçlarından verginin adil bir biçimde   alınması   yoluyla   sosyal   adalet,  sosyal   yarar,   iktisadi   ve   sosyal   dengenin kurulabileceği vurgulanmaktadır.

Vergi      yükünün      adaletli    ve   dengeli     dağılımı      ilkesi   ile   mali    güce    göre vergilendirme         ilkesi   birbirlerini     tamamlar       nitelikte    olup,     mali    güce     göre vergilendirme yapıldığında, vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı da sağlanmış olacaktır.



İlkenin gerçekleştirilmesinde en az geçim indirimi, sakatlık indirimi, artan oranlı vergilendirme,  zorunlu    tüketim     mallarından      alınan    vergilerin    azaltılması     ya   da kaldırılması,  asgari    ücretin   vergi    dışı   bırakılması     gibi   vergi    politikası   araçları kullanılmaktadır.

Verginin Kamu Giderlerinin Karşılığı Olması İlkesi


Anayasanın        m.73/1’de,      verginin    “kamu     giderlerini     karşılamak      üzere”    alınacağı hükme bağlanmıştır. Yani buna göre, kamu giderleri gerektirmedikçe kişilerden vergi alınamayacak         ve   vergi   adı   altında    toplanan     paralar   kamu      giderlerinin     dışında harcanamayacaktır.          Ancak      kamu     giderinin    ne    olduğunu      Anayasa      tarafından
tanımlanmamıştır.         Anayasada,       verginin      kamu     giderlerini     karşılamak       üzere alındığına      ilişkin    ilke,   verginin     tanım     ve   fonksiyonunu        açıklamada       yetersiz kalmaktadır. Çünkü günümüz çağdaş devletlerinde vergilendirme anlayışı, vergilerin kamu giderlerinin   finansmanını   sağlamasının   yanı   sıra,   etkin   bir   maliye   politikası aracı olarak kullanılmasını da öngörmektedir.

Bu   ilkeye   göre,   mali   güce   göre   alınmış olan   vergiler,   yasalarla   belirtilmiş olan kamu giderlerinin   finansmanında   kullanılır.  İlke   uyarınca   toplanan   vergiler,   siyasi olarak   belirli kişi   ya   da   gruplara   tahsis   edilmeksizin,   sadece   kamu   harcamalarının finansmanı   için kullanılmaktadır.   Bu   noktada   Anayasa   mahkemesi   bir   kararında birer   kamu   kurumu olarak   kabul   edilmesi   imkansız   olan   siyasal   partilere,   devletçe yardım edilmesinin, ilke olarak Anayasaya aykırı olduğuna karar vermiştir.

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, vergi borçlarının tekrar yapılandırılması konusunda, ''Mükelleflerimizi bir daha uyarıyorum; Hiçbir şekilde bir af beklentisine girmesinler sadece bir takım kolaylıklar sağlanacak'' dedi

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, vergi borçlarının yapılandırılması konusunda, ''Mükelleflerimizi bir daha uyarıyorum; Hiçbir şekilde bir af beklentisine girmesinler, cari yükümlülüklerini yerine getirmede aman rehavet içine girmesinler. Biz, bunun reel değerini azaltmayacak bir formülle taksitlendirmede ve faiz yükünü bir miktar aşağı çekmede kolaylık sağlamayı düşünüyoruz'' dedi.

Bakan Şimşek, AK Parti İl Binasında düzenlediği basın toplantısında, referandum sonuçlarını değerlendirdi.

Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Şimşek, ''vergi borçlarının yapılandırılmasına'' ilişkin soru üzerine, bu çalışmanın bir yapılandırma, kamu alacaklarının tahsilinde kolaylık olarak düşünülmesi gereken bir adım olduğunu söyledi.

-''73 MİLYONUN HAKKINI, HUKUKUNU KORUYARAK...''


Şimşek, mükellefleri uyararak, şunları kaydetti:

''Hiçbir şekilde bir af beklentisine girmesinler. Cari yükümlülüklerini yerine getirmede aman rehavet içine girmesinler. Çünkü biz belki belli bir noktadan, belli bir tarihten itibaren başlatırız. Dolayısıyla 'nasıl olsa kolaylık gelecek, yapılandırma imkanı olacak, ben bu ayda veya gelecek ayda ödemeyeyim' yanlışına girmesinler. Çünkü ödememenin faizi çok yüksek.''

Biz şunu yapmayı düşünüyoruz; şu anda Maliye Bakanlığı olarak, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımızla hatta gümrükle ortak çalışmalar yapıyoruz. Bu çalışmalarda, taksit sayısında nasıl bir kolaylık sağlarız, geçmişe yönelik faiz yükünde acaba enflasyon ve üstü olmak üzere nasıl bir kolaylık sağlayabiliriz. Hiçbir şekilde 'af' diye addedilecek bir yapılandırmaya gitmeyiz. Çünkü, vergisini zamanında ödeyen mükelleflere haksızlıktır, adaletsizliktir. Bizim burada yaptığımız şey; krizin koşullarını dikkate alıp, kriz dönemini dikkate alıp, acaba taksitlerde veya faiz yükünde nasıl bir kolaylık sağlayabiliriz. Ama, bunu yaparken de 73 milyonun hakkını, hukukunu koruyarak...Çünkü vergi, prim demek aslında 73 milyonun hakkı, alacağı demek. O çerçevede biz, bunun reel değerini azaltmayacak bir formülle taksitlendirmede ve faiz yükünü bir miktar aşağı çekmede kolaylık sağlamayı düşünüyoruz. Ama mükelleflerimiz ne olur yanlışa düşmesinler, kanun çıktığı andan itibaren değil belli bir tarihi baz alarak geçerli olacak. Bu konuda mükelleflerimizi uyarıyorum.''

Devletin   kendisine   yüklenen  kamu   hizmetlerini   gerçekleştirmek   için   verimli, istikrarlı   ve  devamlı   bir    gelir  kaynağına     ihtiyacı   vardır.   Bu   yüzden     devletin   temel finansman       kaynağı    olan   vergilerini   sağlaması     için   vergi   kanunlarının     adil,  verimli olması ve vergi idaresinin etkin çalışması gerekmektedir.


Bir   ülkede   uygulanan   vergilerin   ve   vergi   benzeri   kamu   gelirlerinin   bütünü vergi   sistemi   olarak   adlandırılır.   Türk   vergi   sisteminde   kaynakta   kesilenler   dışında, vergilerde beyan esası geçerlidir. Bu uygulanan vergi sisteminin olumlu sonuç vermesi için beyanların ve bildirilen matrahın doğru olması gerekir. Vergi ödeyen mükelleflerin yanlış beyanda bulunup bulunmadığının belirlenmesi ve eğer yanlış beyanda bulunuldu ise,   doğru   olarak   beyan   edilmesi   gereken   verginin   saptanması  için   en   etkili   yol   vergi denetimidir.   Mükellef,   vergi   denetiminin  etkin,   hata   ve   hilelerin   belirlenme  şansının yüksek      olduğunu     bildiği   zaman     vergiye    karşı   olan   yasal    sorumluluklarını      yerine getirmek zorunda kalacaktır.


Vergi   denetiminin   amaçları,   denetim   yolu   ile   vergi mükellefiyetini   meydana getiren   gerçek    olaylarla   matrahı   belirleyen     hesap    ve  işlemlerin    doğruluğunun       veya yanlışlığının belirlenmesi, vergi kayıp ve kaçağının azaltılması, eğitim, vergi bilincinin yerleştirilmesi,   vergide   adalet   ve   eşitlik   ilkelerine   uyum   ve  sosyo-ekonomik   amaçlara
ulaşılmasını sağlamaktır.

Vergi     denetiminin      etkinliğini    artırılması    yolu   ile  inceleme      sürecine    hız kazandırılır,   mükelleflerin   denetimle   ilgili   harcadıkları  zaman   ve   gider   kaybı  azaltılır, vergi    idaresinin    beyanname       inceleme,     vergi   toplama     ve   mükelleflerin    sorunlarını çözmesinde kolaylık sağlanır ve denetim maliyetleri azaltılır.

Ülkemizde       vergi   ilişkilerinin   zaman    içinde   karmaşık     hal  alması,    ticaret  ve
endüstride   meydana   gelen   gelişmelerin   oluşturduğu   ekonomik   ve   mali   sorunlar,   vergi
gelirlerine   olan   ihtiyacın   artması   ve   bakanlığın   yaptığı   denetimlerin   yetersiz   kalması
gibi sorunlar yaşanmıştır. Bunların sonuncunda da çağdaş vergi sistemlerine, muhasebe, işletmecilik   ve   vergi   konularında   yüksek   bilgi   ve   uzmanlık   sahibi   yeni   bir   mesleğe
ihtiyaç duyulmuştur.

Türk vergi sistemine 3568 sayılı Serbest Muhasebeci, Serbest Muhasebeci Mali Müşavir   ve   Yeminli   Mali   Müşavirlik   Kanun’u   ile   önemli  yenilikler   getirilmiştir.   Bu kanunla     birlikte  gelişimci    bir  muhasebe      sistemi   oluşturulmuş ve      vergi   denetiminde tasdik   kurumu   kabul   edilmiştir.   Bu   kanunla   birlikte   gelişimci   bir   muhasebe   sistemi oluşturulmuş ve   vergi   denetiminde   tasdik   kurumu   kabul   edilmiştir.   Kanundaki   ilgili yönetmelikleri      değerlendirdiğimizde        yeminli    mali   müşavirlerin     üç  görevi    olduğunu söyleyebiliriz. Bu görevler denetim, danışmanlık ve tasdiktir. Ancak bunların arasında en    önemlisi    denetim    ve  tam   tasdik   hizmetidir,    danışmanlık     görevi    ise  söz  konusu görevleri     tamamlayıcı   niteliktedir.    Yeminli     mali   müşavirler    görev    gereği   muhasebe denetimini de kapsayan vergi denetimi hizmeti vermektedirler.

Yeminli mali müşavirlerin vergi denetimi görevleri vergi incelemesine paralel olarak ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunu araştırmak, saptamak ve sağlamaktır. Bu     kapsamda      yeminli    mali    müşavirlerin     mükellefler     tarafından     yapılan    hataları düzeltmek, ilgili konularda onları eğitmek, doğru beyanda bulunmalarını sağlamak ve vergi kaybını ve kaçakçılığını önlemek açısından önemli sorumlulukları vardır.

Yeminli      mali    müşavirler     muhasebe,       işletme,    finans    ve   mali    mevzuat konularında   mükelleflere   müşavirlik   hizmeti   verir   ve   onların   vergi   tarhına   esas   teşkil
edecek mali tablolarını ve beyannamelerini, ilgili mevzuat, cari muhasebe, prensipleri ve denetim normları yönünden tasdik etmek görev ve yetkisine sahiptirler.

 

Bu yetki ile Maliye Bakanlığı bir anlamda vergi inceleme yetkisini belirli koşullar ve sınırlamalar ile yeminli     mali   müşavirlere     devretmiş ve      yeminli    mali   müşavirler    tarafından    yapılan denetimler      bir  sonuca    ulaştırılmıştır.   Tasdik    hizmeti    sayesinde    mükelleflerin      mali tablolarının ve beyannamelerinin gerçek durumlarına ve vergi mevzuatına uygunluğunu sağlanır, beyannamelerdeki matrahların doğruluğu YMM’ler tarafından güvence altına alınır.

Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği: Sıra No: 397 Maliye Bakanlığından:
Günümüzde bilgi ve iletişim teknolojileri, sağladıkları verimlilik ve maliyet avantajı gibi nedenlerle mükelleflere ait iş süreçlerinde gittikçe daha yoğun bir şekilde kullanılmaya başlanmıştır. Bu durum, özellikle yüksek
sayıda yasal belge ve kayıt ile ilgili süreçleri kağıt ortamında yürütmek zorunda olan mükelleflere yönelik, gelişen teknolojiye uygun yeni usul ve esasların belirlenmesini zorunlu kılmaktadır.


213 Sayılı Vergi Usul Kanununun[1] 5766 Sayılı Kanunun[2] 17 nci maddesi ile değişen Mükerrer 242 nci maddesinin 2 numaralı fıkrası ile Maliye Bakanlığı; elektronik defter, kayıt ve belgelerin oluşturulması, kaydedilmesi, iletilmesi, muhafazası ve ibrazı ile defter ve belgelerin elektronik ortamda tutulması ve düzenlenmesi uygulamasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye, elektronik ortamda tutulmasına ve düzenlenmesine izin verilen defter ve belgelerde yer alması gereken bilgileri internet de dahil olmak üzere her türlü elektronik bilgi iletişim araç ve ortamında Maliye Bakanlığına veya Maliye Bakanlığının gözetim ve denetimine tabi olup, kuruluşu, faaliyetleri, çalışma ve denetim esasları Bakanlar Kurulunca çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenecek olan özel hukuk tüzel kişiliğini haiz bir şirkete aktarma zorunluluğu getirmeye, bilgi aktarımında uyulacak format ve standartlar ile uygulamaya ilişkin usul ve esasları tespit etmeye, bu Kanun kapsamına giren işlemlerde elektronik imza kullanım usul ve esaslarını düzenlemeye ve denetlemeye yetkili kılınmıştır.

Ayrıca söz konusu fıkrada, Vergi Usul Kanunu ve diğer vergi kanunlarında defter, kayıt ve belgelere ilişkin olarak yer alan hükümlerin elektronik defter, kayıt ve belgeler için de geçerli olduğu; Maliye Bakanlığının,
elektronik defter, belge ve kayıtlar için diğer defter, belge ve kayıtlara ilişkin usul ve esaslardan farklı usul ve esaslar belirlemeye yetkili olduğu hükme bağlanmıştır.

Bu çerçevede, Vergi Usul Kanununun Maliye Bakanlığına tanıdığı yetkilere istinaden, yaygın olarak kullanılan belgelerden biri olan faturanın elektronik belge olarak düzenlenmesi, elektronik ortamda iletilmesi, muhafaza ve ibraz edilmesine ilişkin usul ve esaslar bu Tebliğde açıklanmaktadır.


2. Tanımlar ve Kısaltmalar

Bu Tebliğde geçen;

Elektronik Kayıt : Elektronik ortamda tutulan ve elektronik defter ve belgeleri oluşturan, elektronik
yöntemlerle erişimi ve işlenmesi mümkün olan en küçük bilgi ögesini, Elektronik Belge : Şekil hükümlerinden bağımsız olarak Vergi Usul Kanununa göre düzenlenmesi zorunlu olan belgelerde yer alan bilgileri içeren
elektronik kayıtlar bütününü,

Başkanlık : Gelir İdaresi Başkanlığı'nı,
Elektronik Fatura [e-Fatura]: Bu Tebliğde yer alan şartlara uygun olan ve elektronik belge biçiminde oluşturulmuş faturayı,
e-Fatura Uygulaması : Başkanlık tarafından belirlenen standartlara uygun mesajların, taraflar arasında güvenli
bir şekilde aktarılması imkanını sunan uygulamaların genel adını,
e-Fatura Portalı : e-Fatura Uygulamasına ait temel fonksiyonların, internet üzerinden genel kullanımını sağlamak amacı ile Başkanlık tarafından geliştirilen portalı,
TÜBİTAK-UEKAE : Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu - Ulusal Elektronik ve Kriptoloji
Araştırma Enstitüsü'nü,
HSM : [Hardware Security Module-Donanımsal Güvenlik Modülü] İçerisine mali mühür sertifikası yüklenebilen ve birim zamanda akıllı karttan çok daha fazla sayıda işlem yapma kapasitesine sahip aracı ifade eder.

3. Genel Olarak e-Fatura

Vergi Usul Kanununun 229 uncu maddesinde fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesika olarak tanımlanmış, 230 uncu maddesinde ise faturanın şekli belirtilerek içermesi gereken asgari bilgiler sayılmıştır. Anılan Kanunun 231 inci maddesinde de fatura düzenlenmesinde uyulacak kaidelere, 232 nci maddesinde ise fatura kullanma mecburiyetine ilişkin esaslara yer verilmiştir.

Vergi Usul Kanununun Mükerrer 242 nci maddesinin 2 numaralı fıkrasında yer alan hükmün Bakanlığımıza verdiği yetkiye istinaden; düzenlenmesi, müşteriye verilmesi, müşteri tarafından da istenmesi ve alınması zorunlu olan faturanın, elektronik belge olarak düzenlenmesi, müşteriye elektronik ortamda iletilmesi ve elektronik ortamda muhafaza ve ibraz edilmesine ilişkin yapılan düzenlemeler bu Tebliğin konusunu oluşturmaktadır.

Bu Tebliğde düzenlenen e-Fatura, yeni bir belge türü olmayıp, kağıt fatura ile aynı hukuki niteliklere sahiptir.

Mal veya hizmet satışı dolayısıyla fatura düzenlemek zorunda olan mükellefler, genel hükümler çerçevesinde kağıt fatura düzenleyebilecekleri gibi bu Tebliğde yer alan şartlar çerçevesinde e-Fatura da düzenleyebilirler.
Aynı mal veya hizmet satışı işleminde hem kağıt faturanın hem de elektronik faturanın bir arada düzenlenmesi mümkün değildir. Müşterinin talep etmesi durumunda ise genel hükümler çerçevesinde sadece kağıt fatura verilmesi zorunludur.

4. e-Fatura Uygulamasından Yararlanma

e-Fatura Uygulamasının sağlıklı bir biçimde gelişimini sağlamak amacı ile Başkanlık, uygulamanın kademeli bir biçimde yaygınlaştırılmasını planlamaktadır. Bu bakımdan başlangıç olarak, anonim ve limited şirket statüsünü haiz mükelleflerin uygulama kapsamında e-Fatura gönderme ve/veya almasına izin verilmesi uygun görülmüştür. Gerçek kişilerin ise e- Fatura Uygulaması bünyesinde e-Fatura göndermeleri ve almaları [Tebliğin 8 inci bölümünde yer alan istisna hariç olmak üzere] mümkün bulunmamaktadır.

Uygulamadan yararlanmak isteyen anonim ve limited şirketlerin yerine getirmeleri gereken işlemler sırası ile aşağıda yer almaktadır.

1. http://www.efatura.gov.tr internet adresinde yer alan "e-Fatura Uygulaması Başvuru Formu ve Taahhütnamesi [Tüzel Kişiler İçin]" ile Tebliğin 7 nci bölümünde ifade edilen düzenlemeler çerçevesinde oluşturulan Mali Mühüre ilişkin "Elektronik Mali Mühür Sertifika Sahibi Taahhütnamesi" doldurularak yetkili kişi veya kişiler tarafından imzalanacaktır.

2. Aşağıda yer alan belgeler ile Başkanlığa yazılı olarak başvuruda bulunulacaktır.

i. "e-Fatura Uygulaması Başvuru Formu ve Taahhütnamesi [Tüzel Kişiler İçin]" nin imzalı aslı,

ii. "Elektronik Mali Mühür Sertifika Sahibi Taahhütnamesi" nin imzalı aslı,

iii. Şirket kuruluş sözleşmesinin yer aldığı ticaret sicil gazetesinin noter onaylı örneği [Sonradan unvan değişikliği yapılması halinde en son unvanın ilan edildiği ticaret sicil gazetesinin noter onaylı örneğinin de eklenmesi gerekmektedir.]

iv. Başvuru formuna şirket adına imza atan kişi veya kişilerin yetkili olduğunu gösteren şirket imza sirkülerinin noter onaylı örneği.

3. Başkanlık tarafından yapılan değerlendirme sonrasında başvuruları uygun bulunanların kullanıcı hesapları tanımlanacaktır. Hesaplarının tanımlandığı bilgisi kendilerine iletilenler Mali Mühürlerinin temini işlemlerini yerine
getirecektir.

4. Mali Mühürü kendisine ulaştırılanlar, başvuruda bildirdikleri yetkilileri aracılığı ile mali mühür sertifikalarının aktivasyonunu gerçekleştirecektir.

Bu işlemlerin tamamlanmasının ardından aktive edilen sertifikalar kullanılarak sistem üzerinde tanımlanan kullanıcı hesabı aracılığı ile e-Fatura gönderme ve/veya alma işlemleri gerçekleştirilebilecektir.

Gerçek kişi olmayanlar ile anonim ve limited şirket statüsünde bulunmayanlardan e- Fatura göndermek ve/veya almak isteyen kurum, kuruluş ve işletmelerin uygulama karşısındaki durumu ve uygulamadan yararlanma prosedürleri, yapacakları yazılı başvuru üzerine Başkanlık tarafından belirlenecektir.

5. e-Fatura Düzenlenmesi ve İletilmesi

Tebliğin 8 inci bölümünde belirtilen istisna hariç olmak üzere e-Faturanın, bu Tebliğde belirlenen usul ve esaslara uygun olarak düzenlenmesi, gönderme veya alma işlemlerinin de Başkanlık tarafından oluşturulan e-Fatura Uygulaması aracılığı ile gerçekleştirilmesi zorunludur.

Faturaların elektronik belge olarak oluşturulması ve gönderilmesinde uyulması gereken format ve standartlar http://www.efatura.gov.tr internet adresinde duyurulmuştur. Bu Tebliğde belirlenen usul ve esaslar ile söz konusu format ve standartlara uygun olarak düzenlenmeyen, düzenlense dahi e-Fatura Uygulaması aracılığı ile gönderilmeyen veya alınmayan herhangi bir elektronik belge, Vergi Usul Kanunu kapsamında düzenlenmiş fatura hükmünde değildir.

Mükellefler e-Fatura düzenlerken, bu Tebliğde belirtilmeyen hususlarda süreler başta olmak üzere Vergi Usul Kanunu ve ilgili diğer kanun ve düzenlemelerde yer alan usul ve esaslara uymak zorundadır.

e-Fatura Uygulamasının kullanım esasları aşağıdaki bölümlerde yer almaktadır.

5.1. e-Fatura Uygulamasının Kullanımı

e-Fatura Uygulaması, elektronik belge olarak düzenlenen faturaların tarafları arasında dolaşımı ile ilgili oluşturma, gönderme ve alma zamanı gibi önemli kayıtların tarafsız bir biçimde tutulmasını sağlamak ve elektronik belge olarak oluşturulmuş herhangi bir belgenin sıhhatinden [format ve standartlara uygunluk, göndericinin kimliği ve doğruluğu, elektronik belgenin geçerliliği ve içeriğinin bütünlüğü] emin olmak amacı ile Başkanlık tarafından oluşturulan uygulamanın genel adıdır.

e-Fatura Uygulaması, bünyesinde e-Fatura gönderme ve/veya alma işlemlerini yapmak üzere her bir kullanıcıya ait kullanıcı hesabı barındıracak olup, bu hesap aracılığı ile kullanılabilecek fonksiyonlar, ilgili hesabın ve kullanıcının niteliğine göre şekillenecektir.

e-Fatura Uygulaması kapsamında fatura oluşturma, gönderme ve alma işlemleri,

i. Bilgi işlem sistemlerinin e-Fatura Uygulamasına entegre edilmesi yoluyla veya

ii. e-Fatura Uygulamasına ait temel fonksiyonların internet üzerinden genel kullanımını sağlamak amacı ile oluşturulan ve http://www.efatura.gov.tr internet adresinde hizmete sunulan e-Fatura Portalı aracılığıyla gerçekleştirilebilir.

e-Faturaların taraflar arasında güvenli bir şekilde dolaşımına imkan sağlayan e-Fatura Uygulaması ile ilgili olarak başlangıç aşamasında yukarıda sayılan iki yöntemi belirlemiş olan Başkanlık, uygulamanın geliştirilmesi ve farklı kullanım imkanlarının oluşturulması yönündeki çalışmalarına devam etmektedir. Bu çalışmalar neticesinde ortaya çıkarılacak yeni yöntemler ve bu yöntemlere ilişkin kurallar, http://www.efatura.gov.tr internet sitesi
aracılığı ile kamuoyunun bilgisine sunulacaktır.

5.1.1. Bilgi İşlem Sistemlerinin Entegre Edilmesi Yoluyla Kullanım

Bilgi işlem sistemleri yeterli olan kullanıcıların, gerekli entegrasyonu sağlamaları koşulu ile e-Fatura Uygulamasını doğrudan kendilerine ait bilgi işlem sistemleri aracılığı ile kullanmaları mümkündür.

Yukarıda ifade edilen çerçevede bilgi işlem sistemi entegrasyonu yapılabilmesi için uyulması gereken kurallar ve standartlar ile yapılması gereken işlemleri içeren kılavuzlar http://www.efatura.gov.tr internet sitesinde kamuoyu bilgisine sunulmuştur.

Uygulamaya entegre olmak isteyenler, bilgi işlem sistemlerinde gerekli ön hazırlıkları tamamladıktan sonra, sistemlerini ve fatura ile ilgili süreçlerini açıklayan dokümanlarla birlikte Başkanlığa yazılı olarak başvuruda bulunacaktır.

Başvurusu uygun bulunanlara entegrasyon işlemlerine başlayabilecekleri bir yazı ile bildirilecektir. Entegrasyon çalışmaları, başlama yazısı tarihinden itibaren en geç bir yıl içerisinde tamamlanmak zorundadır.

Entegrasyon sürecini başarı ile tamamlayan mükellefler, Başkanlığın konuya ilişkin yazısı üzerine, e-Fatura Uygulamasını gerçekleştirdikleri entegrasyon aracılığı ile kullanmaya başlayacaktır.

Başkanlık e-Fatura Uygulamasına entegre olmak isteyen mükelleflere yönelik olarak genel entegrasyon usulleri belirleyebileceği gibi bilgi işlem sistemleri, kapasite, iş gerekleri ve ihtiyaçları gibi hususları göz önüne
alarak özel entegrasyon usulleri de belirleyebilir.

5.1.2. e-Fatura Portalı Aracılığı ile Kullanım

Bilgi işlem sistemlerinin entegre edilmesi sureti ile e-Fatura Uygulamasını kullanma konusunda yeterli alt yapıya sahip olmayan kullanıcıların uygulamadan yararlanabilmelerini sağlamak amacıyla geliştirilen e-Fatura Portalı, e-Fatura Uygulamasına ait temel fonksiyonları bünyesinde barındırmaktadır.

e-Fatura Portalı, Tebliğin 4 üncü bölümündeki adımlar sonucunda oluşturulan kullanıcı hesapları aracılığı ile http://www.efatura.gov.tr internet adresinde hizmet sunacaktır. Kullanıcılar, e-Fatura gönderme ve/veya
alma ile ilgili temel işlemleri, portal içerisinde sunulan arayüzleri kullanarak yapabileceklerdir.

6. e-Faturanın Muhafaza ve İbraz Yükümlülüğü

Vergi Usul Kanununun ilgili hükümlerine göre mükellefler, gerek düzenledikleri gerekse adlarına düzenlenen faturaları, yasal süreler dahilinde muhafaza ve istendiğinde ibraz etmekle yükümlüdürler.

e-Faturanın veri bütünlüğünün sağlanması ile kaynağının inkar edilemezliği Mali Mühürle garanti altına alınmaktadır. Mührün doğruluk ve geçerlilik kontrolünün ancak elektronik ortamda yapılabilmesi nedeniyle e-Faturanın kağıda basılarak saklanması söz konusu değildir. Bu nedenle mükellefler, düzenledikleri ve aldıkları e-Faturaları, üzerindeki Mali Mühürü de içerecek şekilde kanuni süreler dahilinde kendi bünyelerindeki elektronik, manyetik veya optik ortamlarda muhafaza ve istendiğinde elektronik, manyetik veya optik araçlar vasıtasıyla ibraz edeceklerdir.

Muhafaza ve ibraz yükümlülüğü, arşivlenen faturaların doğruluğuna, bütünlüğüne ve değişmezliğine ilişkin olan her türlü elektronik kayıt ve veri, veritabanı dosyası, saklama ortamı ile doğrulama ve görüntüleme araçlarının tümünü kapsamakta olup, e-Faturalara istendiğinde kolaylıkla erişebilmeyi, anlaşılabilir ve eksiksiz bir biçimde görüntüleyebilmeyi ve faturaların okunabilir kağıt baskılarını üretebilmeyi sağlayacak biçimde yerine
getirilmelidir.

Mükelleflere ait e-Faturaların yine mükelleflere ait bilgi işlem sistemlerinde saklanması gerekmekte olup, üçüncü kişiler nezdinde ya da yurt dışında yapılan saklama işlemi Başkanlık açısından herhangi bir hüküm ifade
etmemektedir. Arşivlemenin Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde ve Türkiye Cumhuriyeti Kanunlarının geçerli olduğu yerlerde yapılması zorunluluğu, yurt dışında da ikincil bir arşivleme yapılmasına engel teşkil etmez.

7. Mali Mühür

Vergi Usul Kanunu kapsamında yapılacak düzenlemeler çerçevesinde kullanılmak üzere, tüzel kişi ve diğer kurum, kuruluş ve işletmelere ait veri bütünlüğünün, kaynağın ve içeriğin garanti altına alınması ile gerekli durumlarda gizliliğin sağlanması fonksiyonlarının yerine getirilmesi amacı ile oluşturulan ve e-Fatura Uygulaması bünyesinde yapılan işlemlerde kullanılması zorunlu olan Mali Mühür, Başkanlık adına TÜBİTAK-UEKAE tarafından hazırlanan elektronik sertifika alt yapısını ifade etmektedir.

Kullanım alanı ve bahsedilen fonksiyonları nedeni ile Mali Mühürün, kurumun bildirilen yetkili veya yetkililerinin kontrolü altında kullanılması, yetkili kişi veya kişilerin değişmesi halinde de yeni yetkili veya yetkililerin derhal belirlenmesi ve bunlara ait bilgilerin Başkanlıkça belirlenecek yöntemlerle bildirilmesi zorunludur.

Tüzel kişilerin ve diğer kurumların herhangi bir nedenle unvanlarının değişmesi halinde, eski unvanı barındıran sertifikaları geçerliliğini kaybedeceğinden, unvan değişikliğini izleyen 15 gün içerisinde yeni unvanına uygun sertifika başvurusu yapması gerekmektedir.

Sahiplerine kart okuyucuları ile birlikte teslim edilecek sertifikaların HSM aracılığı ile kullanılması da mümkündür. Ancak bu durumda Mali Mühür Sertifikalarının HSM'lere yüklenmesi işleminin TÜBİTAK-UEKAE veya yetkili kıldığı kişiler/kurumlar aracılığı ile yapılması ve tercih edilen HSM modellerinin TÜBİTAK-UEKAE tarafından yayımlanacak niteliklere sahip olması gerekmektedir.

Mali Mühürün başvuru, işleyiş ve kullanımı ile ilgili tüm bilgi ve belgeler http://mm.kamusm.gov.tr internet sitesinde yer almaktadır.

8. EFKS Kapsamında Düzenlenen Faturalar

Elektronik fatura çalışmaları kapsamında, Başkanlıkça Elektronik Fatura Kayıt Sistemi [EFKS] adı altında bir başlangıç adımı tasarlanmış ve sınırlı sayıda mükellef ile protokol imzalanarak uygulamaya konulmuştur.

Bahsedilen mükelleflerin elektronik belge olarak fatura düzenleme ve göndermeye ilişkin almış olduğu EFKS izinleri, Başkanlık tarafından aksi duyuruluncaya kadar geçerli olduğundan, bu mükelleflerin EFKS kapsamında
elektronik belge olarak düzenleyip, müşterilerine elektronik ortamda ilettikleri faturalar da Vergi Usul Kanunu kapsamında geçerli fatura hükmündedir.

Ancak EFKS uygulamasından yararlanmak için Başkanlık ile protokol imzalayan mükelleflerin, Tebliğin 5.1.1. bölümünde açıklanan entegrasyonu, Tebliğin yayım tarihinden itibaren bir yıl içerisinde oluşturması zorunludur. Bu süre içerisinde söz konusu entegrasyonu tamamlamayan mükelleflerin EFKS protokolleri, herhangi bir uyarıya gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılır.

9. Sorumluluk ve Cezai Müeyyideler


Başkanlık tarafından bu Tebliğde yer alan usul ve esaslara aykırı biçimde e-Fatura düzenleyen mükellefler hakkında, işledikleri fiile göre Vergi Usul Kanununda öngörülen cezalar uygulanır.

e-Fatura Uygulamasından yararlanma yetkisi bulunmakla birlikte, bu Tebliğde belirtilen usul ve esaslara uymayan ve Başkanlıkça yapılacak uyarıya rağmen durumlarını düzeltmeyen mükelleflerin, e-Fatura gönderme ve/veya alma
yetkileri Başkanlık tarafından yapılacak değerlendirme üzerine iptal edilebilir. Yetkileri Başkanlıkça iptal edilen mükellefler, iptal edilen yetkileri bakımından bir yıl süre ile e-Fatura Uygulamasından yararlanamazlar.

Mükellefler, e-Fatura Uygulaması kapsamında oluşturdukları elektronik belgelerde yer verdikleri bilgilerin gerçek duruma uygunluğunu sağlamaktan sorumlu olup, bu çerçevede Başkanlığın herhangi bir sorumluluğu
bulunmamaktadır.

e-Fatura düzenleme yetkisi bulunan mükelleflerin gerek kendi sistemlerinde gerekse e-Fatura Uygulamasında meydana gelebilecek arıza ve kesinti durumlarında fatura düzenleyebilmek için yeteri kadar basılı kağıt fatura
bulundurmaları zorunludur.

Başkanlık, gerek görmesi halinde uygulamadan yararlanan mükelleflerin bilgi işlem sistemini/sistemlerini denetleme yetkisine sahiptir. Bu denetimler sırasında mükellefler, gerekli her türlü imkanı [uygun donanım ve yazılımlar, terminallere ulaşım izinleri ve uzman personel gibi] sağlamak zorundadır.

Mükellefler, bilgi işlem sistemini/sistemlerini oluşturan yazılım, donanım, dosya, dokümantasyon ve diğer unsurları, hiçbir şekilde kısmen veya tamamen vergi inceleme elemanlarının ve Başkanlıkça görevlendirilecek
personelin erişimini ve denetimini engelleyecek bir sözleşme veya lisansa konu edemez.

10. Vergi Usul Kanunu Kapsamında Düzenlenen Diğer Belgeler

e-Fatura Uygulaması, Vergi Usul Kanunu kapsamında düzenlenmesi zorunlu olan fatura dışında kalan belgelerin de taraflar arasında dolaşımına imkan verecek şekilde tasarlanmıştır. Bu çerçevede, taraflar arasında elektronik belge olarak dolaşımı Başkanlıkça uygun bulunanlar, ilgili format ve standartların duyurulmasının ardından, e-Fatura Uygulaması aracılığı ile gönderilip alınabilecektir.

11. Diğer Hususlar

Başkanlık, e-Fatura Uygulamasının altyapısı ve işleyişini göz önünde bulundurarak, ilgilisine bilgi vermek suretiyle, e-Fatura Uygulamasından yararlanmak isteyen mükelleflerin başvurularının yanıtlanmasını belli bir süre erteleyebilir veya başvuruları sıraya koyabilir veya önceden haber vermek ve hazırlıklar için yeterli zaman tanımak kaydıyla, uygulama ile ilgili her türlü standart ile diğer teknik konularda genel veya özel değişiklikler yapabileceği gibi uluslararası standartlara uyma zorunluluğu getirebilir.

Diğer taraftan e-Fatura Uygulaması, Vergi Usul Kanununun Mükerrer 242 nci maddesinin 2 numaralı fıkrasının beşinci bendinde belirtilen şekilde özel hukuk tüzel kişiliğini haiz bir şirketin kurulması durumunda, belirlenecek
yeni esaslara göre devam ettirilebilecektir.

Tebliğ olunur.

SATIS
ALIS
AUD
1.8914
1.8791
CAD
1.7558
1.7479
CHF
1.9129
1.9007
DKK
0.3118
0.3102
EUR
2.3173
2.3062
GBP
2.7771
2.7627
JPY
2.2687
2.2537
KWD
6.2975
6.2156
NOK
0.3033
0.3013
SAR
0.4656
0.4648
SEK
0.2622
0.2595
USD
1.7463
1.7379
T.C.M.B. 15:30 on 02/08/2012
Kanun
Yönetmelikler